Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış,
oracığa kıvrılıp oturmuştu. Parmakları donmuş, sızlamaya
başlamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutulardan birini
açıp bir kibrit çıkardı. Parmakları uyuşmuştu, kibrit çöpünü
elinde güçlükle tutuyordu. Eli titreye titreye çöpü duvara
sürttü. Kibrit birden alev aldı; tatlı, yumuşacık, turuncu
bir alev.
Zavallı kız, kibriti bir elinden öbür eline geçirerek,
parmaklarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürül gürül
yanan bir ocağın karşısındaydı. Gözleri aleve dikilmiş,
düşlere dalmıştı: Güzel bir odada, büyük bir ocağın
karşısında oturuyordu. Arkasında kalın bir yünlü hırka,
ayaklarında kürklü terlikler vardı.
Isınmış, terlemeye bile başlamıştı... Derken kibrit
sönüverdi. Kibritin sönmesiyle, o tatlı düşlerde sona
ermişti. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya, sızlamaya
başlamıştı.
Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız
kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür elini aleve
siper etti. Aleve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi,
birden açıldı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı.
Kar gibi bembeyaz örtü yayılmış bir masanın üzerine tabak
tabak yiyecekler dizilmişti.
Sofrada gümüş şamdanlar yanıyor, odayı gündüz gibi
aydınlatıyordu. Kızcağız'ın gözleri sofranın ortasında,
büyük bir tabağa konulmuş, nar gibi kıpkırmızı kaz
kızartmasına dikilmişti. Ağzı sulandı. Elini oraya doğru
uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını
yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. Atmasıyla birlikte,
yılbaşı sofrası siliniverdi, gözlerinin önüne taş duvar
yeniden dikildi.
Üçüncü kibrit daha fazla düşler yarattı:Bir yaz
gecesi...Kibritçi Kız kırda bir ağacın altına oturmuş,
yıldızlara bakıyor. Gece olduğu halde hava sıcak. Altındaki
toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor... Küçük
kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece
kuşları ötüyor, kurbağalar bağrışıyordu.
Derken bir yıldız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek
uzaklaştı, söndü. Kızcağız: 'işte, biri daha öldü' diye
mırıldandı. Bir gün, ninesi söylemişti: Her yıldız düştükçe
yeryüzünden biri ölürmüş... Ninesini bir daha görebilmek
için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni
durmuştu. O şimdi sokak ortasında olduğunu unutmuş, düşler
dünyasına dalmıştı. Kibritin alevinde yine ninesini görüyor,
onun sesini işitir gibi oluyordu. İşte ninesi geliyordu.
Lapa lapa yağan karların arasından bir melek gibi
iniyordu... Geldi, geldi...Kollarını açtı, torununu
kucakladı, aldı göklere doğru götürdü...
Ertesi sabah, yoldan geçenler, bir evin basamağında donmuş
kalmış kızcağızın ölüsünü buldular. Yanı başında bir sürü
boş kibrit kutusu vardı. -Zavallı kız ısınmak için bütün
kibritlerini yakmış dediler... Bu kibritlerin alevinde onun
ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.
Yazan:Hans C. Andersen,
Andersen Masalları, Remzi Kitabevi