Bahçenin birinde bir kiraz ağacı varmış. Ağacın önce beyaz
çiçekleri, sonra da kırmızı kırmızı kiraları olurmuş. Kiraz
ağacının kapısı konuklara açıkmış. O hiç yalnız kalmazmış.
Kiraz ağacının bodrum katında köstebekler, solucanlar
otururmuş. Ağacın gövdesinde ise karıncalar, böcekler
bulunurmuş. Üst kattaki konuklar ise çiçeklere gelen arılar,
dallara konan kuşlarmış.
Bir gün kiraz ağacı evini dolduran bu konuklara dönmüş,
şöyle demiş: “Ey konuklar! Söyleyin bakalım daha ne kadar
zaman evimde konuk olacaksınız? Bütün gün evimde rahat rahat
oturuyorsunuz. Peki bana ne kira ödüyorsunuz?”
Konuklardan solucan ve köstebek hemen konuşmaya başlamışlar:
“Bilir misin, biz sana yararlı olmaya çalışıyoruz. Köklerini
saldığın toprağı gece gündüz eşeliyoruz. Böylece sen
köklerini rahatça daha derinlere salabiliyorsun.
Gelişiyorsun.”
Üst kattaki arılar ise şöyle demişler: “Senin çiçeklerinin
balını kim çıkarıp topluyor? Niz olmasak senin çiçeklerinden
hiç bal alınmazdı.”
Kuşlar ise şöyle konuşmuşlar: “Bizim neşeli sesimiz,
şarkımız olmasa senin için sıkılırdı. Seni biz
eğlendiriyoruz.”
Böylece kiraz ağacı konuklarının da kendisine bir şeyler
verdiğini öğrenmiş. Bir daha da bu konulara hiç karışmamış.
Onlar da ağacı hiç yalnız bırakmamışlar. Onu eğlendirmişler,
zararlı böceklerden korumuşlar, toprağını temiz tutmuşlar.