SIFIR YAŞ İLE BİRBUÇUK YAŞ ARASI ( 0-1.5 yaş)
Yeni
doğan bebeğin çok önemli iki özelliğinden biri yaşayabilmek
için tümüyle başkalarına bağımlı ve muhtaç olmasıdır. Ona
bakan onu doyuran, koruyan biri olmazsa bebek ölür. Bu temel
özellik çocuğun daha yaşamının ilk anından itibaren başka
insanlarla ( anne veya anne yerini tutan bir başka kişi v.b
) bir sosyal ilişki içinde olduğunu göstermektedir.
Yeni
doğan bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi
gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine
egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan
bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön
planda tutmak değildir.
Bebek ilk
ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini
yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel
gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve
sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel
gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini
bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok
şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu
bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona
doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül
kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar,
görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin
kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi
bebeğin öz benliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir
anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden
uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden
şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki
düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin
sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu
ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin
bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız,
olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta
zorluk çeker.
Fiziksel
bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına
yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun
kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım
evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar
yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan,
konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat
zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini
kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal
yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici
bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda
değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca
sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin
temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu
süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta "Temel güven
duygusunun" özünü oluşturur.
Bununla
birlikte bütün yaşlarda yaklaşmakta olan tehlikeyi veya
rahatsızlığı sezmek için dürüst ve dürüst olmayan insanlar
arasında ayrım yapmak için biraz güvenmemede gereklidir. Ama
eğer güvenmeme güvenmeden az olursa çocuk ya da gelişmiş
insan hayal kırıklığına uğrayabilir, şüpheci ve kendine
güvenden yoksun olabilir
Kişilik
gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal
gelişimdir.Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini
inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde
sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve
tedavisi açısından da araştırılması gereken bir
konudur.Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir
bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında
birinci sırada gelir. Altıncı ayda veya daha ileri aylarda
bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde
uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır.Diğer bir
korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri
korku tepkileridir.7. ve 8. aylarda yabancılara karşı
hissettikleri korku duyguları birinci yaşın sonuna doğru
yoğunluk ve sıklık gösterir.
Bebeklik
çağında öfke ve saldırganlık tepkisi çocuğun bir kimse ya da
olay tarafından engellenmesinden doğar. Bu engeller en
belirgin şekilde şu alanlarda ortaya çıkar; yemek yeme,
temizlik, tuvalet eğitimi, uyku, oyundan alı konma. Bu tür
engellere karşı bebeğin ilk tepkisi, hedefi belli olmayan
bir ağlama ve çırpınmadır. Giderek çevresinin ödüllendirdiği
yönde davranışını belirler, bağırma, tepinme, inatla nefes
tutup çevresini korkutma gibi yöntemler bulur.
BİRBUÇUK YAŞ İLE ÜÇ YAŞ ARASI (1.5- 3 yaş )
Çocuk,
fiziksel ve psikolojik olarak bağımsız oldukça kişilik için
yeni olanaklar ortaya çıkar. Çünkü bu dönemde kas ve hareket
gelişim hızlanmıştır ve ayağa kalkıp yürüyen çocuk anne
kucağından çevreye doğru uzanmaya, kendi başına hareket
etmeye başlar. Bu yılların olumlu unsuru özerklikken,
olumsuz unsurlar utanma ve şüphedir. Bu dönemde çocukta
işeme ve dışkılama işlevini gören kaslar olgunlaşmaya
başlamıştır. Dolayısıyla bu kasların olgunlaşması, işeme ve
dışkılamanın artık isteğe bağlı olarak yapılabileceği
anlamına gelmektedir. Yani çocuk isterse tutar, isterse
bırakabilir. Böylece birbirine karşıt iki istek, iki eğilim
ortaya çıkmıştır. Çocuk, birbirine karşıt iki eğilim
arasında bir seçim yapabilme durumuna gelmiştir. Bu durum
çocuk için yepyeni bir yetinin gelişmesi demektir: tutmak ya
da tutmamak; yapmak ya da yapmamak. İşte, özerklik duygusu
birbirine karşıt istek ve eğilimler arasında bir seçim
yapabilme gücüdür. Utanma kişinin pantolonunun inikken
kendine bakıldığının farkında olduğu anlamına gelir. Şüphe
çocuğun göremediği ve kontrol etmeye çalışması gereken,
bilinmeyen "arka" ile ilgilidir.
İşeme ve
dışkılamayı isteyince tutabilme ya da bırakabilme giderek
toplumsal anlam taşıyan birçok davranış örüntülerine geçer
ve genelleşir. Bu dönemde çocuk kakasını ne zaman, nereye
yapabileceği veya evin nerelerini araştırmaya müsaade
edildiği gibi kurallarla karşılaşır.Bu kuralar çocuğun
gelecekte karşılaşacağı toplumsal kurallar karşısında çocuğu
hazırlar.Burada dikkat edilecek nokta çocuk özerkliğini
kazanırken onu kurallar altında ezmemek ve kişilik
gelişiminin önünü tıkamamaktır.
Çocuk
içinde bulunduğu toplumun beklentilerine göre bazı şeyleri
yapmayı, örneğin kakasını, çişini uygun zaman ve yerde
bırakmak üzere tutabilmeyi öğrenirken ağır utandırmalar ve
cezalarla karşılaşırsa utanç ve kuşkuculuk duyguları
yerleşir. Böylece bu duyguların etkisi ile seçim yapabilme
ve irade yetilerinin gelişmesi kösteklenebilir. Bu evrede
istenmeyen gelişme utanç ve kuşkuculuk duygularının aşırı
gelişmesidir.
Kısaca bu
dönemdeki en önemli gelişme çocuğun yürüme, konuşma ve
tuvalet becerilerini kazanmasıdır.
Bu
dönemdeki korkulara bakacak olursak çocukların korkularında
farklılaşma ve artmalar görülür. Bu dönemdeki korkular
karanlık, köpek, şimşek, ani ses ve yalnız kalma v.s
sayılabilir. Ayrıca tuvalet eğitimi de bazı çocuklarda
korkuya neden olur ki bunun nedeni alaturka tuvalettir çünkü
çocuk kakasını kendisine ait bir parça olarak görür ve
kendine ait bir şeyinde gitmesi çocuğu korkutur,
kaygılandırır. Bu noktada dikkatli olmak gerekir. Çocuğun
korkularını etkileyen başlıca faktörler:
1.Zeka
2.Cinsiyet 3.Sosyo-ekonomik statü 4.Sosyal ilişkiler
5.Fizyolojik koşular 6.Kişilik yapısı şeklinde
sıralanabilir.
Duygular
konusunda yetişkinlere düşen görev, onların doğal olduğunu
kabul etmek ve çocuğun duygusunu dile getirmesine saygı
göstermektir. Duygu doğru ya da yanlış değildir, sadece
gerçektir. Ancak duygunun yol açtığı davranış doğru ya da
yanlış olabilir. Demek ki Ali'nin babasına kızması yanlış
değildir. Ancak bu kızgınlığı ifade şekli saldırgansa, o
davranış yanlıştır.
Üç
yaşlarından itibaren öfke nedenleri daha çok sosyal
olaylardır; örneğin bir akranla tartışma, bir yetişkinle
denetim çatışması, bağımsızlık isteği gibi.
Öfke ve
saldırganlık tepkilerine her zaman bastırılması gereken
uyumsuz tepkiler olarak bakmamalıyız. Bazı durumlarda
çocuğun öfkelenmesi uyumlu olmaktan öte, gereklidir. Hakkı
çiğnenen, emekle yaptığı bir resmin başkası tarafından
yırtıldığını gören, daha büyük bir çocuğun kardeşini
dövdüğünü gören çocuğun öfkelenmesi ve hatta saldırganlık
göstermesi doğaldır. Aynı şekilde ona verdiği sözü tutmayan
yetişkine kızması da doğaldır.
Ancak,
haksız istekleri reddedilince, yaptığı işte zorlukla
karşılaşınca, yetişkinlerden sürekli ilgi görmeyince
öfkelenip saldırgan olan çocuk, uyumsuz demektir.
Saldırganlık konusunda yetişkine düşen görevleri şu şekilde
sıralayabiliriz;
1.Çocuğun
öfkesini anlamaya çalışmak, öfkenin doğal bir duygu olduğunu
kabul etmek.
2.çocuğun
çevresine ya da kendisine zarar verecek davranışlar
yapmasını önlemek.
3.çocuğa
saldırganlıktan başka çözümler olduğunu öğretmek.
4.İyi
model oluşturmak
Kıskançlık temelde güvensizlikten kaynaklanan bir duygudur.
O ana değin sadece kendisine yöneltilen dikkat ve ilgi, bir
başkasına da yöneltilince çocuk kendisini bırakılmış,
güvensiz ve desteksiz hisseder. İstediği ilgiyi elinden alan
kişiye karşı çocuk öfke ve hınç duyar, öç almak ister ve
kendi kendine karşı acıma duygularıyla dolar. Aradığı ilgiyi
yine kendi üzerine çekmek isteyen çocuk elinden geleni
yapar, yaramazlık edip dayak yese bile razıdır, çünkü dayak
bile unutulmaktan daha iyidir. Burada çocuğun bir çeşit
mücadeleye girdiğini söyleyebiliriz.Aşağıda
çocukların 0-5 yaş fiziksel gelişim tablosunu bulacaksınız.