Bebek Gelişimi
Bebek Gelişimi
Bebek ve Hastalıklar
Bebek ve Beslenme
Bebek ve Vitaminler
  Okul Öncesi Çocuk
Okul Öncesi Çocuk
Psiko-Motor Gelişim
Tuvalet Eğitimi
Özgüven Gelişimi
Davranış Gelişimi
Çocuklarda Dil Gelişimi
Gelişim Özellikleri
  Okul Öncesi Eğitim
Davranış Bozuklukları
Kardeş İlişkileri
Oyunun Önemi
Oyuncak Seçimi
Cinsel Gelişimi
Çocuk ve Resim

 

  Özel Eğitim
Özel Eğitim
Özel Eğitim ve B.E.P
Özel Eğitim ve Çocuk
Özel Eğitim Kurumları
  Öğrenciler İçin
Çocuk Gelişim Bölümü
Staj Dosyaları
Sınavsız Geçiş Hakkı
Önlisans Puanları
Lisans Puanları
   Öğretmenler İçin
Dokümanlar ve Planlar
Eğitici Oyun Etkinlikleri
Montessori Yöntemi
Reggio Emilia Yöntemi
Okul Öncesi Drama
   Anneler İçin
Aile Eğitimi
Hamilelik Dönemi
Emziren Anne
Kadın Hastalıkları
Kısırlık ve Tedavisi

  

   Ana Sayfa l  İletişim  Danışmanlık 

 Bulaşıcı Hastalıklar

 

ENFEKSİYON HASTALIKLARI

Ateş ve Ateşli Çocuğa Yaklaşım

                Ateş vücut ısısının normal sınırların üzerine çıkması olarak tanımlanır. Vücudun bir savunma mekanizmasıdır. Çocuklarda çoğu zaman enfeksiyonlara bağlı olarak ortaya çıkar, fakat daha seyrek olarak başka nedenlere de bağlı olabilir. Isı ölçümünün yapıldığı vücut bölgesine göre normal ısı değerlerinde farklılıklar olur. Çocuklarda sık olarak kullanılan ısı değerlerinde farklılıklar olur. Çocuklarda sık olarak kullanılan ısı ölçüm yerleri koltukaltı, dilaltı ve rektal bölgesidir. Bunlardan koltukaltı ısısı en düşük olup normali 36.5-37.5ºC’tır. dilaltı ısısı koltukaltından 0.5ºC, rektal ısı ise ºC daha yüksektir. Egzersiz, aşırı giyinme, sıcak banyo, aşırı sıcak hava sağlıklı bir çocuğun vücut ısısını 38.0-38.5ºC’a kadar yükseltebilir.

                Ateş bir hastalık değil, hastalıkların belirtilerinden biridir. Çocukluk çağında çok sık görülür. Ateşin beyin      yıkımı gibi zararlı etkileri rektal ısı 41.0ºC’ne çıkmadan görülmez. Ancak 6 yaşından küçük, yüksek ateşli çocukların %2-5’inde ateşe bağlı havale görülebilir.

                Çocuk ateşlendiğinde ortam ısısını 21-22ºC’de tutmak, çocuğa ince ve gevşek giysiler giydirmek, hatta gerekirse tamamen soyup ılık suyla ıslatmak ya da banyo yaptırmak ve bol sıvı vermek gerekir. Ateşli çocuğu terletmek amacıyla iyice örtmek ısısını arttırarak havale geçirmesine neden olabilir. Ayrıca parasetamol grubu bir ateş düşürücü kiloya uygun dozda verilebilir. Antibiyotikler hiçbir zaman doktor önerisi olmadan, ateş düşürücü amaçla verilmemelidir. Ateşli bir çocuğun ilk 24 saat içinde bir doktor tarafından değerlendirilmesi uygundur.

                Çocuk 2 aylıktan küçük ya da ateşi 40ºC’nin üzerinde, yatıştırılamaz biçimde ağlıyor, inliyor, zor uyandırılabiliyor ve dalgınsa, havale geçiriyor ya da solunum sıkıntısı varsa ve çok hasta görünümlüyse acil olarak doktora başvurmak gerekir.

                Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları

                Nezle, grip, farenjit, orta kulak enfeksiyonu ve sinüzit çocuklarda en sık rastlanan üst solunun yolu enfeksiyonlarıdır. Nezle ve grip hafif ateş, burun akıntısı, hapşırma bazen de halsizlik, kırıklık ve kas ağrılarıyla giden, virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide antibiyotik kullanmak gerekmez.

                Tuzlu su içeren burun damlaları, buhar ve bazen de burun açıcı damla ya da ilaçlarla çocuk rahatlatılabilir. Farenjit çocuklarda çok sık görülür. Ateş, boğaz ağrısı ve öksürük vardır. İki yaşın altında nedeni sıklıkla viraldir. Beş yaşın üstündeki çocuklarda ise beta hemolitik streptokoklar adı verilen bakterilere bağlı olarak gelişir. Bu etkene bağlı farenjitlerin mutlaka tanınıp antibiyotiklerle tedavi edilmesi gerekir; çünkü tedavi edilmediği zaman kalpte ve böbreklerde kalıcı etkileri gelişebilir. Orta kulak enfeksiyonu 6 ay-2 yaş arası çocuklarda sık görülür. Yaşamın ilk 6 ayında anneden geçen antikorlar ve anne sütü bebeği orta kulak iltihabından korur. Anne sütü ile beslenme daha sonraki yaşlarda da koruyucu olmayı sürdürür. İlk üç ayda ek besin başlanan çocuklarda enfeksiyon sıklığı tek başına anne sütü alanlara göre belirgin olarak fazladır.

                Biberonla beslenme ve emzik alışkanlığı da risk faktörüdür. İki yaşından sonra orta kulak enfeksiyonu sıklığı azalsa da kreşe ya da okula başlama ile yeniden sıklaşır.

                Başta yarık damak-dudak olmak üzere tüm kafa ve yüz anomalilerinde, down sendromlu çocuklarda, alerji ya da bağışıklık sisteminde yetersizlik olan durumlarda da daha sık görülür. Hastalık sırasında küçük çocuklarda huzursuzluk dikkati çeker. Çocuk ateşlidir, sürekli ağlar ve kulağını gösterebilir. Daha büyük çocuklar ise kulak ağrısını tanımlayabilir. Kulak zarı delinirse kulaktan sarımsı beyaz renkli, iltihaplı bir akıntı gelir. Tedavisinde antibiyotik gerekir. Sinüzit genellikle bir “soğuk algınlığı” sonrasında gelişir. Yüksek ateş, baş ağrısı, yüzde ağrı, duyarlılık ve öksürük görülür. Tedavisinde antibiyotikler kullanılır.

                Alt Solunum Yolu Enfeksiyonları

                Bronşiolit ve pnömoni (zatürre) çocuklarda en sık görülen iki alt solunum yolu enfeksiyonudur. Bronşiolit, küçük hava yollarının enfeksiyonudur.

                Alt solunum yolu enfeksiyonları, önce burun akıntısı, hapşırma, öksürük ve ateşle başlar. Birkaç gün içinde solunum hızlanır, solunum sıkıntısı gelişebilir. Nefes verme sırasında ıslığı andıran bir ses duyulabilir.

                Böyle durumlarda çocuklara ateş düşürücü verilir. Sıvı gereksinimi karşılanır. Bronşları genişleten ilaçlar gibi destekleyici tedavi ile düzelirler.

                Hastalık etkeni çoğu zaman bir virüs olduğu için antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur. Pnömoni (zatürre) ise akciğer dokusunun iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi pek çok mikroorganizmaya ek olarak toksik maddeler nedeniyle de gelişebilir. Klinik gidiş her tipte farklı olabilir. Bakterilerin yol açtığı zatürrelerde öksürük, yüksek ateş, titreme, solunum sıkıntısı bulunur.

                Hekimin muayene bulguları ve akciğer grafisi tanıyı koydurur. Tedavide antibiyotikler kullanılır. Ağır solunum sıkıntı olan olgular hastaneye yatırılarak tedavi edilir. Kızamık, boğmaca gibi hastalıklar zatürre geçirmeyi kolaylaştırır. Yaşına göre zayıf olan, iyi beslenememiş çocuklar hastalığı kolayca atlatamazlar. Pnömöni, ülkemizde çocuk ölüklerine yol açan hastalıkların başında gelmektedir.

                İdrar Yolu Enfeksiyonları

                Çocuklarda sık görülür ve iyi tedavi edilmediği zaman kronik böbrek hastalığına yol açabildiği için çok tehlikelidir. Belirtiler yaşa göre değişiklik gösterir. Küçük bebeklerde bulgular çok belirgin değildir. Ateş, kusma, iştahsızlık, iyi kilo alamama gibi belirtiler bulunsa da bunlar özgül olmadığı için akla idrar yolu enfeksiyonlarını getirmeyebilir. 2-6 yaş arasında karın ağrısı, sık idrar yapma, idrar yaparken yanma gibi idrar yollarına ilişkin bulgular olabilir. 6 yaştan sonra daha özgül bulgular olan karın ya da böğür ağrısı, idrar kaçırma, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma görülür.

                Kızlarda ve sünnet olmamış erkeklerde idrar yolu enfeksiyonları daha sıktır. İdrar yollarının anatomik bozuklukları da idrar yolu enfeksiyonuna eğilimi arttırır. Bu enfeksiyonlar antibiyotik ile tedavi edilmeli ve çocuklar altta yatan idrar yolu sorunları açısından araştırılmalıdır.

                İshalli Hastalıklar

                İshalli hastalıklar, gelişmekte olan ülkelerde her yıl bir çok çocuğun ölümüne yol açar. Beş yaşından küçük çocuklardaki ölüm nedenlerinin dörtte birini oluşturur. Ülkemizde de ishalli hastalıklar çocuk ölüm nedenleri içinde beşinci sıradadır. İshalin çocuklarda ölüme yol açmasının en önemli nedeni sıvı kaybının konmaması sonucunda çocuğun susuz kalmasıdır.

                Sıvı kaybına hastalık sırasında kusmanın da eşlik etmesi ve iştahının bozulması gibi nedenlerle çocuğun besin alımı azalırsa beslenme bozuklukları (malnütrisyon) gelişir. Malnütrisyon çocuğun bağışıklık sistemini bozduğu için çocuk yeniden ishale yakalanabilmekte ve bir ishal-malnütrisyon kısır döngüsü oluşmaktadır. Çocuklarda ishal etkenleri virüs, bakteri ya da parazitler olabilir. Kesin tanı dışkının mikroskobik incelemesi ve kültürle konur. Yalnızca bu incelemeler sonrasında hekimin gerek duyduğu olgularda antibiyotik kullanılmalıdır. İshal durdurucu ilaçlar hiçbir zaman kullanılmamalıdır. İshal sırsında çocuğun susuz kalmaması için dikkat edilmeli ve beslenmesi sürdürülmelidir.

                Anne sütü alan bebeklerde annenin sık olarak emzirmeye devam etmesi hem anne sütünün azalmasını önler, hem de bebeğin daha çabuk iyileşmesini sağlar. Sıvı kaybı olan durumlarda “ağızdan şeker tuz eriği” adı verilen bir sıvının çocuğa verilmesi gerekmektedir.

Menenjit

           Beyni çevreleyen zarların enfeksiyonudur. Çocukluk çağının en ciddi hastalıklarından biridir.

            Küçük çocuklarda ateş, huzursuzluk, iştahsızlık, kusma gibi özgül olmayan bulgularla ortaya çıkabilir. Bıngıldak kapanmamışsa gergin ya da bombe olduğu fark edilebilir. Daha büyük çocuklarda ise baş ağrısı, bulantı, kusma, bilinç değişiklikleri ve “ense sertliği” olarak adlandırılan başı öne eğememe vardır. Enfeksiyon etkeni virüsler ya da bakteriler olabilir. Tanı için belden bir iğne girilerek alınan beyin omurilik sıvısı incelenir. Çocuğun hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.

                Bazı menenjitler daha bulaşıcıdır. Yuvaya ya da okula giden bir çocukta böyle bir menenjit görülmüşse yakın arkadaşları, kardeşleri ve ailesini korumak için onlara da ilaç vermek gerekebilir.

                Döküntülü Hastalıklar

                Çocukluk çağında ateş ve döküntü ile giden, çoğu virüsler tarafından oluşturulan, birbirine benzer çok sayıda hastalık vardır. Bunlar arsında kızıl, kızamık, kızamıkçık, beşinci hastalık, altıncı hastalık suçiçeği sayılabilir.

                Kızıl

                Kızı; beta hemolitik streptokok adı verilen bakterinin neden olduğu döküntülü bir hastalıktır. Bu hastalıkta ateş ve boğaz ağrısı ile giden faranjitten 24-48 saat sonra özel döküntü başlar. Döküntü kırmızı, nokta gibi pürtüklü ve yaygındır. Koltukaltı, kasık ve boyundan başlar, 24 saat içinde tüm gövdeye yayılır. Elle dokunulduğunda deri “kaz derisi” gibi hissedilir. Yüz kızarmıştır ve ağız çevresinde solukluk vardır. Dil beyazlaşmış olup üzerinde kırmızı noktalar vardır (beyaz çilek dili). Birkaç gün sonra dil kırmızılaşır (kırmızı çilek dili). Döküntü, başlangıcından 3-4 gün sonra solmaya başlar, bir hafta sonra tüm vücutta soyulmalar olur. Tedavisi için antibiyotik gerekir.

                Kızamık

                Etkeni bir virüstür. Havadan damlacık yoluyla ve yakın temasla bulaşır. Hata kişi döküntünün başlangıcından 1-2 gün öncesi ile 5 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır. Çok bulaşıcı olan ve aşı yapılmayan yörelerde salgınlar yapan bu hastalık küçük çocuklarda ölümcül seyredebilir. Koruyucu etkisi %90-95 olan etkin bir aşısı vardır. Ülkemizde de çocuklar 9 aylıkken kızamığa karşı aşılanmakta, 7 yaşında da aşının pekiştirme tozu yapılmaktadır. Kızamıkta döküntü başlamadan birkaç gün önce öksürük, gözlerde kızarıklık ve burun akıntısı görülür. Ağız içinde koplik lekeleri denen gri-beyaz kum tanesi büyüklüğünde lekeler çıkar;

12-24 saat içinde yok olan bu lekeler kızamık için özgündür. Döküntü yüz ve boyundan başlar, aşağı doğru iner. Sıklıkla 40 dereceyi bulan yüksek ateşle birliktedir. Yaklaşık bir hafta süren döküntü solarken, soyulma ve kahverengimsi renk değişikliği olur.

                Orta kulak enfeksiyonu ve zatürre kızamığın en sık görülen komplikasyonlarıdır. Hastalara destekleyici tedavi uygulanır, komplikasyon gelişmedikçe antibiyotik vermek gerekmez.

                Hastanın ateşi yüksekse düşürülmeli, zatürre gelişmişse mutlaka tedavi edilmelidir.

                Kızamıkçık

                Aşısız toplumlarda en sık 5-14 yaşlar arasında görülür. Çocukluk yaş grubunda genellikle hafif geçirilir. Yüzden başlayıp vücuda hızla yayılan, 3 gün süren açık kırmızı renkli bir döküntü ve hafif ateş vardır. İştahsızlık, baş ağrısı, halsizlik ve özellikle kızlarda eklem ağrısı yapabilir. Asıl korkulan etkisi gebeyken kızamıkçık geçiren kadınların bebeklerinde yaptığı sakatlıktır. Anne karnında enfeksiyonu alan bebeklerde sağırlık, baş çevresinde küçüklük ve zeka geriliği, kalp anormallikleri gibi kalıcı sakatlıklar gelişir. Bu nedenle bağışık olamayan gebelerin kızamıkçık geçiren hastalarla temas etmemeleri, etmişlerse hastalığı alıp almadıklarının belirlenmesi gerekir. Gebeliğin ilk 3 ayında kızamıkçık geçiren bir annede gebeliğin sonlandırılması önerilir. Tedavide kullanılan bir ilaç yoktur. Korunma önemlidir. Aşısı bulunmaktadır. Erişkin yaşa kadar kızamıkçık geçirmemiş kadınlara gebe kalmadan 3 ay öncesinde aşı yapılabilir.

                Beşinci Hastalık

                Bir virüs tarafından oluşturulur. Döküntü, hafif ateş, bazen de gözlerde kızarıklık vardır. Daha çok ilkokul yaşlarında görülür. Döküntünün üç evresi vardır. İlk evrede yanaklar kızarıktır, yüzde “tokatlanmış yanak” görüntüsü vardır. Birkaç gün sonra gövdede kırmızı döküntüler çıkar. Yaklaşık 10-15 gün sonra bu döküntülerin ortası solar ve ortaya dantelsi bir görüntü çıkar. Döküntü zaman zaman tahriş edildikçe yineler ve uzun sürebilir. Kendi kendine iyileşir, özgün bir tedavisi yoktur.

                Altıncı Hastalık

                Bebek ve küçük çocuklarda daha sık görülür. Başlangıçta henüz döküntü ortaya çıkmadan 40-41 dereceye çıkan yüksek ateş vardır. Bu sırada bazı çocuklar havale geçirebilir. Sonra ateş birden düşerken kırmızı döküntüler çıkar. Kendi kendine iyileşir. Özgün bir tedavisi yoktur.

                Suçiçeği

                Ateş, halsizlik iştahsızlıkla başlar. Bir gün sonra küçük kırmızı döküntüler gelişir. Döküntü hızla içi sıvı dolu kabarıklara dönüşür, sonra bunlar patlayarak kabuklanır. Bazı döküntüler kabuklanmışken yenilerinin çıkması tipiktir. Kaşıntı vardır. Döküntünün derecesi ve hastalığın ağırlığı çocuktan çocuğa değişkenlik gösterir. Bu hastalık sırasında ateş düşürücü olarak aspirin kullanılması çocuklarda dalgınlık ve havaleye yol açabileceğinden, eğer varsa ateşin aspirin dışında bir ilaçla düşürülmesi gerekmektedir.

                Deri enfeksiyonu gelişmemesi için döküntülerin kaşınmaması, çocuğun tırnaklarının kısa kesilmesi önerilir. Suçiçeği sağlıklı kişilerde genelde hafif geçen bir hastalık olduğundan tedavi önerilmemektedir. Ancak kanser ya da AIDS gibi bağışıklık sistemi baskınlaşmış kişilerde tedavi kullanılır. Aşısı son yıllarda geliştirilmiştir, ancak henüz ülkemizde tüm çocuklara uygulanmamaktadır.

                Kabakulak

                Doğrudan temas, havadaki damlacıklar ya da tükürük yolu ile bulaşan virüsün tükürük bezlerini etkilemesi sonucu oluşan bir hastalıktır.

                Belirtileri ateş, baş ağrısı, halsizlik ve tükürük bezlerinde şişmedir, ancak hastaların %30-40’ı hiçbir bulgu olmadan da hastalığı geçirebilirler. Tükürük bezlerindeki şişme tek ya da iki taraflı olabilir, 3-7 gün kadar sürer, ağrılıdır. Özellikle tükürük salgısını arttıran portakal gibi besinlerin yenmesi ağrıyı şiddetlendirir. Kabakulak genellikle çocuklarda çok ağır seyretmez; ancak hastaların %10’u kadarında menenjit kliniği, enfeksiyonu erişkinlikte geçiren erkeklerin de %15-35’inde testis enfeksiyonu (orşit) görülür. Testis enfeksiyonu geçiren erkelerin, yumurtalık enfeksiyonu geçiren kadınların az bir kısmında kısırlık görülebilir.

                Hastalık daha seyrek olarak pankreası, böbrekleri, tiroit bezini ve kalbi etkileyebilir. Destekleyici bakım dışında tedavisi yoktur. Aşısı vardır, ancak ülkemizde yaygın olarak uygulanmamaktadır.

                Tüberküloz (Verem)

                Tarihin en eski hastalıklarından biri olan tüberküloz hala birçok ülkede önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Ülkemizde 1950’li yıllarda ölümlerin en önde gelen nedeniyken uzun süren çabalarla ölüm ve hastalık oranları azaltılmıştır. Gelişmiş ülkelerde ise tüberküloz son yıllarda AIDS hastalığının yaygınlaşması sonucu kişilerin bağışıklık sistemlerindeki bozulmayla yeniden görünür olmuştur.

                Tüberküloz mikrobu çocuklara çoğu kez aynı evde yaşayan erişkinlerden bulaşır. Yaşlılar, şeker hastaları, gebeler, sigara ve alkol alışkanlığı olanlar ve tozlu işlerde çalışanlar tüberküloza kolay yakalanırlar. Öksüren ya da konuşan hasta kişinin ağzından mikrop içeren damlacıklar çıkar ve bunlar bir süre havada asılı kalırlar. Havalandırılmayan ve güneş görmeyen yerlerde daha uzun yaşar. Bu damlacıkları soluyan çocuk enfeksiyonu alır. Enfeksiyonu alan bebek ve çocuklar hiç bulgu vermeyebilirler, ancak özellikle 3 yaşın altındaki çocuklarda hastalık ilerleyici olabilir. Hastalığın başlangıcı sinsidir. Ateş, kuru öksürük, kilo alamama ya da kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik gibi belirtiler vardır. Uzun süre öksürüğü olan bir çocukla karşılaşıldığında evde öksüren bir büyüğün olup olmadığı sorulmalı ve gerekirse tüberküloz açısından araştırılmalıdır.

                Çocukluk çağı tüberkülozunun önemli bir özelliği kan ve lenfler yoluyla ilerleyip tüberküloz menenjite ya da “milier tüberküloz” denen birden çok organın etkilendiği biçimlere dönüşebilmesidir.

                Tüberküloz menenjit tedavi edilmediği zaman ölüme neden olurken, tedavi edildiği zaman bile sağırlık, felç, zeka geriliği gibi durumlara yol açabilir.

                Tüberküloz tanısında ön koldan yapılan deri testi yararlı olabilir. Bu test kişinin tüberküloz mikrobuyla karşılaşıp karşılaşmadığını gösterir. Deri içine yapılan bu testten 48-72 saat sonra tüberküloz mikrobuyla karşılaşmış kişilerde o bölgede kızarıklık ve sertlik oluşur. Bu sertliğin 10 mm’nin üzerinde olması kişinin enfeksiyon aldığını gösterir. Tüberküloz aşısı yapılmış kişilerde de deri testinden sonra kızarıklık ve sertlik oluşur.

                Tüberküloz tedavisi için hastaneye yatırmak zorunlu değildir. Yalnızca ağır ya da yaşamı tehdit eden durumlarda yatırılarak tedavi edilir. Tedavi hastalığın yaygınlığı ve şiddetine göre 6-12 ay süre ile 2-4 ilacın birlikte kullanılması ile olur. İlaçların düzenli kullanılması hem hastanın iyileşmesi, hem de mikropların direnç kazanmaması açısından çok önemlidir. Çünkü tüberküloz mikrobu çok kolay direnç geliştirir ve alaca dirençli mikropların yol açtığı hastalık durumunda tedavi bazen olanaksız olmaktadır.

                Tüberkülozdan korunmada aktif enfeksiyonu olan kişilerle temastan kaçınmak, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ilaç tedavisi kullanmak ve verem aşısı (BCG) yapılması önemlidir. BCG hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış veren mikrobunun verilmesi ile uygulanan bir aşıdır. Etkinliği %80 dolaylarında olduğu için tam koruma sağlaması konusunda tartışmalar vardır. Yine de ülkemiz gibi tüberküloz olgularının çok sayıda olduğu yerlerde uygulanması gerekir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2 aylıkken tüm çocuklara, ilkokul birinci sınıfta da deri testi negatif olan çocuklara yapılmaktadır.

                Paraziter Hastalıklar

                Çocuklarda sıklıkla enfeksiyon yapan parazitler amip ve Giardia gibi tek hücreli canlılar, şeritler, kıl kurdu ve Ascaris gibi solucanlardır.

                                   Bebek ve Hastalıklar Devamı  

   

 

UYARI: cocukgelisim.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. cocukgelisim.com sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır.