Ascaris
Ascaris, yumurtaların yiyecek ve içeceklerle alınması ile
bulaşıp insan vücudunda olgun solucan haline dönüşür.
Solucanlar bağırsağa yerleşebilir ya da başka organlara
gidebilir. Bağırsaktaki solucanlar karın ağrısı ve
şişkinliğe yol açabilir, seyrek olarak da bağırsak
tıkanıklıkları yaratabilir. Akciğerlere giden parazit ise
öksürük ve kanlı balgama neden olabilir. İlaçla tedavisi
gerekir.
Şeritler
Şeritler, yumurtaları az pişmiş ya da çiğ etin yenmesi ile
insanlara bulaşan dev solucanlardır. Bağırsakta olgun hale
dönüştüklerinde 1000-2000 kadar ufak şeritler halindedir;
toplam boyutları 4-10 metre uzunluğundadır. En sık görülen
bulgusu anüsten parça parça şeritlerin düşmesidir. İlaçla
tedavi edilebilir; korunma için çiğ ya da az pişmiş etlerin
yenmemesi gerekir.
Uyuz
Uyuz, küçük bir parazit tarafından oluşturulan, deride
kaşıntıya neden olan, sık görülen bir hastalıktır. İnsandan
insana yakın temas ile geçer. Kaşıntı tipik olarak gece
yatakta artar. Kaşınmaya bağlı olarak deride izler görülür.
Kaşıntı özellikle parmak araları, bilekler, dirsek, kalçalar
ve göbekte yoğundur. Baş, boyun, el ve ayak tabanları
genellikle etkilenmez. Tedavisinde ilaçlara ek olarak tüm
giysilerin, yatak takımlarının ve havluların kaynatılması
gerekir. Kaynatılamayan giyecekler kızgın ütü ile
ütülenmelidir. Tedavinin tüm aile tarafından kullanılması
önemlidir.
Bit
Bit, saçlı deride ve vücutta kaşıntıya neden olan bir başka
parazittir. Giysiler, tarak ve fırçaların ortak kullanımı
ile ya da yakın temas ile bulaşır. Özellikle başın arka
kısmında bulunur. Ensede ve kulak kepçelerinde deri
bulgularına da neden olur. Saçların üzerinde kepeğe benzer;
ancak saça sıkı tutunmuş sirkelerinin görünmesi ile kesin
tanı konur. Tedavisinde uyuzda olduğu gibi ilaç tedavisine
ek olarak giysilerin, yatak takımlarının ve havluların
yıkanması, tarak ve fırçaların da iyice temizlenmesi
gerekir. Tedaviyi tüm aile kullanmalıdır.
ALERJİK HASTALIKLAR
Alerji, vücudun bağırsak sisteminin bir maddeye karşı aşırı
duyarlı hale gelmesi sonucunda, o maddeyle karşılaştığında
ortaya çıkan zararlı enfeksiyondur. Günümüzde ülkelerde
saniyeleşme arttıkça vücudu duyarlandıran maddeler
(alerjenler) de giderek artmakta ve alerji hastalarının
sayısında artış olmaktadır.
Anafilaksi
Tedavi edilmediğinde ölümcül seyredebilen ani bir alerjik
reaksiyondur. En yaygın anafilaksi nedenleri penisilin, arı
sokması, yumurta, fındık, çilek gibi besinler ve ağrı kesici
ilaçlardır. Belirtile be alerjenlerle karşılaştıktan sonra
dakikalar içinde başlayabilir; deride döküntü, gözlerde
şişme, burun tıkanıklığı, kusma, ses kısıklığı, soluk
alamama, şok ve komaya kadar ilerleyebilir. Çocuklarda ölüm
nedeni, genellikle solunum yollarının şişmesi sonucu nefes
alamamalarından ileri gelir. Hızlı tedavi yaşam
kurtarıcıdır. Korunma için anafilaksiye yol açtığı bilinen
etkenlerden uzak durulmalı, hekim önerisi olmadan hiçbir
ilaç kullanılmamalı, enfeksiyonlar her zaman sağlık
kurumlarında yapılmalı, risk altındaki kişiler yanlarında
acil tedavide kullanılan ilaçları bulundurulmalıdır.
Astım
Astım, çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişen aşırı
duyarlılık sonucu, hava yollarında zaman zaman olup geçen
daralmalarla giden bir hastalıktır. Hastalık nöbetler
biçiminde ortaya çıkar. Yineleyen öksürük, soluk alıp
vermede güçlük, bu güçlük sırasında duyulan ıslık sesine
benzer bir ses tipik bulgularıdır. Son on yılda hasta çocuk
sayısında artış görülmüştür. Astım alerjik ve alerjik
olmayan biçiminde ikiye ayrılabilir.
Alerjik astımda olayı tetikleyen nedenler bitki polenleri,
besinler, ev tozu, ilaçlar, hayvan tüyleri olabilirken;
alerjik olmayan astımda ısı değişiklikleri, soğuk hava,
kokular, solunum yolu enfeksiyonu yapan virüsler etkin
olabilmektedir.
Astım iyi tedavi edilip, gerekli korunma önlemleri alınmazsa
öldürücü olabilir. Doktora başvurmada gecikmemek ve önerilen
ilaçları düzenli kullanmak gerekmektedir. Çocuğun alerjisi
olduğu bilinen besin ve ilaçlardan uzak tutulması, evde
kesinlikle sigara içilmemesi, çocuğun yastığının, yorganının
kuştüyü ve yün olmaması, odasında az eşya bulundurulup sık
olarak nemli bezle tozunun alınması, tüylü oyuncaklar
bulundurulmaması alınacak önlemlerin bazılarıdır. Çocukluk
çağında görülen astımın uzun süreli izlemlerinde sonuçlar
iyidir. Çocukların çoğunun büyüdükçe düzeldiği
gözlemlenmiştir.
Ürtiker
Ürtiker, halk arasında kurdeşen olarak bilinen ve çok sık
rastlanan bir hastalıktır. Toplumumuzun %20 kadarını
yaşamlarının bir döneminde etkiler. Kabarık, kaşıntılı,
kızarık, orta kısımları daha soluk, büyük döküntülerdir.
Ürtikere neden olan etkenlerin arasında ilaçlar (penisilin,
aspirin gibi); besinler ve besin katkı maddeleri (yumurta,
fıstık, balık); enfeksiyon hastalıkları; böcek ısırması,
parazitler gibi pek çok neden sayılabilir. Tedavide
öncelikle etken olduğu saptanan maddeler uzaklaştırılmalı,
enfeksiyon varsa tedavi edilmelidir. Bu arada doktorun
önereceği, hastayı rahatlatacak ilaçlar kullanılmalıdır.
ANEMİLER
Anemi sözcük olarak kanın ya da kandaki hemoglabin
miktarının yaşa göre olması gereken değerden daha düşük
olması anlamına gelir. Kendi başına bir hastalık olmayıp var
olan bir hastalıkların bir bulgusudur. Anemiye neden olan
hastalıklar kanın yapılamadığı durumlar, kan yapımı yeterli
olduğu halde yıkımın çok olması sonucu gelişen durumlar ve
kan kaybı olarak ayrılabilir. Kan kaybı bir kaza sonrası
görülen açık kanamanın yanı sıra, fark edilmeyen bir mide
kanaması gibi gizli de olabilir. Kanın iyi yapılamadığı
durumlar içinde en sık görüleni kan yapımı için gerekli olan
demir, B12 vitamini, folik asit gibi maddelerin besinlerle
yeterince alınmamasıdır.
Kan yıkımının arttığı durumlar içinde de kalıtsal olarak
kırmızı kürelerin yapısının ya da içlerindeki hemoglobinin
bozuk olduğu durumlar sayılabilir. Kalıtsal anemilerin
ortaya çıkmasında en önemli etken, akraba evliliğidir.
Demir Eksikliği Anemisi
Çocuklarda en sık görülen anemidir. İlk aylarda anneden
geçen demir depoları ve anne sütündeki yeterli demir
nedeniyle 6 aydan küçük bebeklerde sık görülmez. 9-12 aylar
arasında, özellikle inek sütü ile beslenen çocuklarda sık
görülür, çünkü inek sütünün içindeki demir miktarı yeterli
olmadığı gibi, bağırsaklardan emilim sırasında gizli kan
kaybına neden olarak demir eksikliği ayartır.
İlk yaş, bebeğin en hızlı büyüdüğü dönemdir; bu nedenle
demir gereksinimi fazladır. Eğer çocuk kırmızı et gibi çok
demir içeren besinleri yeterince almaz, anne sütü yerine
inek sütü verilirse bu çocuklarda demir eksikliği anemisi
gelişmesi kaçınılmazdır.
Toprak ya da duvar sıvaları gibi yenmeyecek şeyleri yemeğe
istek görülebilir. Ayrıca tanıda kansızlık yapan diğer
hastalıklardan ayırt etmek önemlidir. Tedavisi demir içeren
şurup ya da damlaların ağızdan verilmesiyle yapılır.
Demir şuruplarının iyi emilmesi için, çocuk açken verilmesi
gereklidir. Demir eksikliğinden korunmak için bebeklere en
az 6 ay anne sütü verilmesi, 6-12 ay arasında varsa anne
sütü, yoksa demirle zenginleştirilmiş mamalar kullanılması,
inek sütünün verilmesine 1 yaştan önce başlanmaması
önerilmektedir. 6-12 ay arasında ayrıca demir yönünden
zengin olan sakatat, köfte, kırmızı et gibi ek besinlere
başlanmalıdır.
Vitamin B 12 ve Folik Asit Eksiklikleri
Vitamin B 12 et ve süt gibi hayvansal besinlerde, folik asit
ise karaciğer, böbrek, portakal suyu ve ıspanak da bolca
bulunur. Diyetle, alımın azaldığı ya da bağırsakta emilimin
bozulduğu durumlarda eksiklikleri ortaya çıkar. Vitamin B 12
hayvansal besinlerde bulunduğu için, eksikliği
vejeteryanlarda daha sık görülür. Folik asit ise keçi
sütünde çok az olduğu için bu sütle beslenen bebeklerde
folik asit eksikliğine rastlanır. Her ikisinin
yetersizliğinde “megaloblastik anemi” denen anemi ortaya
çıkar.
Klinik bulguları solukluk, halsizlik, sinirlilik, kuru ve
ağrılı dildir. Vitamin B 12 eksikliğinde bunlara ek olarak
bebeklerin nörolojik gelişiminde gerilik görülür.Bazı özel
emilim bozuklukları ile oluşan tipler hariç, diğerlerinden
korunmak için dengeli ve yeterli beslenmenin önemi açıktır.
Kalıtsal Anemiler
Kan hücresinin yapısında ya da içindeki hemoglabinde
kalıtsal olarak bazı bozukluklar olabilir. Pek çok çeşidi
olan kalıtsal anamilerin ülkemizde en sık görülen ve
“Akdeniz Anemisi” olarak bilinen talassemi ve orak hücreli
anemilerdir.
Talassemi
Kromozomlar üzerinde hemoglabini oluşturan zincirlerin
yapılmasını düzenleyen genlerdeki bozukluk sonucu oluşur.
İki gen birden bozuk olduğunda hastalık ortaya çıkar. Tek
genin bozuk olması durumunda kişiler hasta değil, taşıyıcı
olurlar. İki taşıyıcı evlenirse hasta çocuklarının olma
olasılığı vardır. Hasta çocuklar 6 dolaylarında büyüme ve
gelişme geriliği, beslenme güçlüğü, solukluk yakınmalarıyla
doktora getirilirler. Ciddi düzeyde anemileri ve
karaciğer-dalak büyümesi saptanır. Yaşamlarını
sürdürebilmeleri için kan verilmesi gerekir.
Sürekli kan verilmesi sonucunda da verilen kandaki demir,
vücutta birikmeye başlar. Bunu önlemek için demirin vücuttan
uzaklaştırılmasını sağlayan ilaçlar verilir. İyi tedavi
almayan hastaların yaşam süresi çok kısadır.Bunlarda tipik
yüz görünümü (basık burun, öne doğru çıkık üst çene), deri
renginde koyulaşma, karın şişliği (karaciğer, dalak
büyümesine bağlı) gibi bulgular ortaya çıkar.
Ağır anemiye ya da vücutta demirin birikmesine bağlı olarak
tüm organlarda bozukluklar gelişir ve genellikle kalp
yetmezliği nedeniyle hastalar kaybedilir. Belirli
aralıklarla kan verilip, vücutta demir birikmesinin de iyi
biçimde önlendiği hastalarda sonuçlar iyidir. Bunlar uzun
süre sorunsuz yaşayabilirler. Tek geni bozuk olan
taşıyıcılarda ise hastalığın klinik bulguları belirgin
değildir. Kan incelemelerinde hafif bozukluklar görülebilir.
Ülkemizde Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde
talassemi taşıyıcılığı sıktır. Aileler içinde kişilerin
genetik yapıları benzer olduğu için aynı ailede birden fazla
bireyin taşıyıcı olma olasılığı fazladır. Akraba
evlilikleri, hasta çocukların doğma olasılığını
arttırmaktadır.
Hastalığın sık görüldüğü bölgelerde evlenecek kişilerin
taşıyıcı olup olmadığının belirlenmesi zorunlu hale
getirilmiştir. Böylece iki taşıyıcının evlenmesi söz
konusuysa kişiler doğacak çocuklarının hasta olabileceği
konusunda bilgilendirilmektedir. Gebelikte doğum öncesi (prenatal),
tanı yöntemleriyle anne karnındaki çocuğun hasta olup
olmadığının belirlenebilmesi olasıdır. Bu kişilere
gebeliklerinde bu hizmet de verilerek hasta çocukların
doğması önlenmeye çalışılmaktadır.
Orak Hücreli Anemi
Kalıtsal olarak geçen, hemoglabinin yapısındaki bir başka
bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır.
Hastalığın klinik bulguları çok değişkendir. Çok ağır klinik
bulgular gösteren hastaların yanı sıra hiç bulgu göstermeyip
rastlantıyla tanı konan hastalar da vardır. Hemoglabinin
yapısındaki bozukluğa bağlı olarak kırmızı kürelerin şekli
bozulmakta ve orak şeklini almaktadır. Oraklaşmış bu
hücreler kan damarlarını tıkayıp yıkanan bölgelerin
beslenmesini engeller. Buna bağlı olarak ağrılı krizler
ortaya çıkar. Birçok organın kan dolaşımının bozulması
sonucu değişik klinik tablolar ortaya çıkabilir. Tedavisi
oldukça zor olan bu önlenmesi için taşıyıcıların
belirlenmesi, akraba evliliklerinden kaçınılması ve riskli
gebelerde doğum öncesi (prenatal) tanı yöntemlerinin
kullanılması önemlidir.
Kalıtsal Metabolik Hastalıklar
Ailesel geçiş gösteren çok geniş bir grup hastalıktır. Bu
hastalıklarda bir biyokimyasal maddenin yapılamamasına bağlı
olarak vücuttaki bazı sistemlerde bozukluklar oluşur. Bu
hastaların ailelerinde sıklıkla akraba evliliği ve ailede
benzer şekilde ölmüş ya da sakat kalmış çocuk öyküsü vardır.
Ülkemizde de akraba evliliği %25 gibi çok yüksek bir oranda
olduğundan bu hastalıklara sık rastlanmaktadır. Bu
hastalıklardan ülkemizde sık görülen ve tarama
çalışmalarıyla erken tanı konmaya çalışılan fenilketonüriden
söz edilecektir.
Fenilketonüri
Fenilketonüri, bir enzim eksikliği sonucu gelişen, özellikle
beyni etkileyen, çocukların ağır biçimde zeka özürlü
olmalarına yol açan bir hastalıktır. Bu bebekler doğumda
normaldir. Saç ve göz renkleri açıktır. Beslenmeye
başladıktan sonra metabolizmalarındaki bozukluk nedeniyle
giderek gelişimleri geriler, zeka geriliği başlar. Erken
tanı konulursa özel mamalar verilerek çocukların normal zeka
düzeyinde olmaları sağlanabilir. Erken tanı için bebekler 15
günlükken topuklarından alınan bir damla kanla tarama
yapılmakta ve tanı konan bebeklerin diyetleri düzenlenerek
sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanmaktadır.
Kromozom Hastalıkları
İnsanda normal gelişme kromozomlarının sayısının ve
yapısının normal olmamasına bağlıdır. Kromozomlarda sayı ve
yapı bozuklukları, genetik dengeyi bozarak çeşitli
hastalıklara yok açar. Çok ağır kromozom anormallikleri
yaşamla bağdaşmazken, diğerleri de zeka geriliği ve çeşitli
organlarda yapısal bozukluklarla gider. Kromozomlardaki
bozuklukların kesin nedeni bilinmemekle birlikte, ileri anne
ve baba yaşının önem taşıdığı fark edilmiştir. Kromozom
bozuklukları içinde en sık görülen down sendromudur.
Down Sendromu
21. kromozomun iki yerine üç tane olması sonucu gelişir.
Anne yaşının ileri olması önemli bir risk faktörüdür.
Bu bebeklerde yüz görünümü tipiktir(mongol yüzü). Çekik
gözler, basık burun kökü vardır; dil dışarıda durur. Zeka
geriliği yaş ilerledikçe belirginleşir. Ek olarak kalp,
bağırsaklar gibi bazı organlarda da bozukluklar bulunabilir.
Kalp anomalileri erken yaşlarda ölüme neden olabilir. Bu
çocuklarda lösemi sıklığı da normal kişilere göre daha
fazladır.Erken başlanan özel eğitim programları ile günümüzde bu
çocukların okuma yazma öğrenmeleri, kendi yaşamlarını
sürdürebilecek beceriler kazanmaları sağlanmıştır.Bu hastalıklardan korunma için ileri yaşta gebe kalmış
kadınlara doğum öncesi (prenatal) tanı testleri
uygulanmaktadır.
