Özel Arama

 

 

 
 
  Çocuk Hastalıkları
 

 

Diğer Alt Başlıklar

Aşı Takvimi

Gelişim Tablosu

Çocuk Güvenliği

Bebek Bakımı

Diş Gelişimi

Boy ve Ağırlık Tabloları

 

Amip

Amip, kirli yiyecek ve sularla, ayrıca kişiden kişiye temasla bulaşır. Dizanteri denen kanlı ishal ve ateş tablosu yapar. Tedavi edilmezse belirtiler günler ya da haftalarca sürebilir, yineleyebilir. Hastaların %25’inde bağırsaklarda ülserler oluşur. Bu ülserler barsak delinmesine kadar ilerleyebilir. Çocuklarda kanlı ishal her zaman doktor tarafından değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur.

Giardia

Giardia, kirli yiyecek ve içeceklerle alınan, ince bağırsağa yerleşen bir parazittir. Hiç bulgu vermeyeceği gibi, aniden başlayan sulu, kötü kokulu dışkı, gaz, karın şişliği ile ortaya çıkabilir. Bazen aylarca süren karın ağrısı, gaz, bulantı gibi yakınmalara yol açabilir. Çocuklarda gelişme geriliği yapabilir.

Kıl Kurdu

Kıl kurdu, her sosyo-ekonomik düzeyde görülebilir. Özellikle çocukları etkiler. Kıl kurdunun yumurtaları kirli ellerle bulaşır. Vücutta yumurtalar açılıp olgun kıl kurdu haline dönüşür. Dışkıyla anüsten çıkan ince beyaz kurtlar anne tarafından fark edilebilir. En belirgin bulgusu anüste özellikle geceleri artan kaşıntıdır. Kaşıma sırasında da ellere bulaşan yumurtalar kişi tarafından yeniden ağızdan alınırsa enfeksiyon döngüsü sağlanmış olur. Çocuklarda ayrıca diş gıcırdatma, ağızdan salya akması gibi bulguları da vardır. Tedavisi için ilaca ek olarak çamaşırların ve çarşafların kaynatılması ve kızgın ütü ile ütülenmesi gerekir. Ailenin tüm bireylerine de bulgu olmasa bile tedavi verilmesi enfeksiyonun yeniden bulaşmasını önler.

Ascaris

Ascaris, yumurtaların yiyecek ve içeceklerle alınması ile bulaşıp insan vücudunda olgun solucan haline dönüşür. Solucanlar bağırsağa yerleşebilir ya da başka organlara gidebilir. Bağırsaktaki solucanlar karın ağrısı ve şişkinliğe yol açabilir, seyrek olarak da bağırsak tıkanıklıkları yaratabilir. Akciğerlere giden parazit ise öksürük ve kanlı balgama neden olabilir. İlaçla tedavisi gerekir.

Şeritler

Şeritler, yumurtaları az pişmiş ya da çiğ etin yenmesi ile insanlara bulaşan dev solucanlardır. Bağırsakta olgun hale dönüştüklerinde 1000-2000 kadar ufak şeritler halindedir; toplam boyutları 4-10 metre uzunluğundadır. En sık görülen bulgusu anüsten parça parça şeritlerin düşmesidir. İlaçla tedavi edilebilir; korunma için çiğ ya da az pişmiş etlerin yenmemesi gerekir.

Uyuz

Uyuz, küçük bir parazit tarafından oluşturulan, deride kaşıntıya neden olan, sık görülen bir hastalıktır. İnsandan insana yakın temas ile geçer. Kaşıntı tipik olarak gece yatakta artar. Kaşınmaya bağlı olarak deride izler görülür. Kaşıntı özellikle parmak araları, bilekler, dirsek, kalçalar ve göbekte yoğundur. Baş, boyun, el ve ayak tabanları genellikle etkilenmez. Tedavisinde ilaçlara ek olarak tüm giysilerin, yatak takımlarının ve havluların kaynatılması gerekir. Kaynatılamayan giyecekler kızgın ütü ile ütülenmelidir. Tedavinin tüm aile tarafından kullanılması önemlidir.

Bit

Bit, saçlı deride ve vücutta kaşıntıya neden olan bir başka parazittir. Giysiler, tarak ve fırçaların ortak kullanımı ile ya da yakın temas ile bulaşır. Özellikle başın arka kısmında bulunur. Ensede ve kulak kepçelerinde deri bulgularına da neden olur. Saçların üzerinde kepeğe benzer; ancak saça sıkı tutunmuş sirkelerinin görünmesi ile kesin tanı konur. Tedavisinde uyuzda olduğu gibi ilaç tedavisine ek olarak giysilerin, yatak takımlarının ve havluların yıkanması, tarak ve fırçaların da iyice temizlenmesi gerekir. Tedaviyi tüm aile kullanmalıdır.

ALERJİK HASTALIKLAR

Alerji, vücudun bağırsak sisteminin bir maddeye karşı aşırı duyarlı hale gelmesi sonucunda, o maddeyle karşılaştığında ortaya çıkan zararlı enfeksiyondur. Günümüzde ülkelerde saniyeleşme arttıkça vücudu duyarlandıran maddeler (alerjenler) de giderek artmakta ve alerji hastalarının sayısında artış olmaktadır.

Anafilaksi

Tedavi edilmediğinde ölümcül seyredebilen ani bir alerjik reaksiyondur. En yaygın anafilaksi nedenleri penisilin, arı sokması, yumurta, fındık, çilek gibi besinler ve ağrı kesici ilaçlardır. Belirtile be alerjenlerle karşılaştıktan sonra dakikalar içinde başlayabilir; deride döküntü, gözlerde şişme, burun tıkanıklığı, kusma, ses kısıklığı, soluk alamama, şok ve komaya kadar ilerleyebilir. Çocuklarda ölüm nedeni, genellikle solunum yollarının şişmesi sonucu nefes alamamalarından ileri gelir. Hızlı tedavi yaşam kurtarıcıdır. Korunma için anafilaksiye yol açtığı bilinen etkenlerden uzak durulmalı, hekim önerisi olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalı, enfeksiyonlar her zaman sağlık kurumlarında yapılmalı, risk altındaki kişiler yanlarında acil tedavide kullanılan ilaçları bulundurulmalıdır.

Astım

Astım, çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişen aşırı duyarlılık sonucu, hava yollarında zaman zaman olup geçen daralmalarla giden bir hastalıktır. Hastalık nöbetler biçiminde ortaya çıkar. Yineleyen öksürük, soluk alıp vermede güçlük, bu güçlük sırasında duyulan ıslık sesine benzer bir ses tipik bulgularıdır. Son on yılda hasta çocuk sayısında artış görülmüştür. Astım alerjik ve alerjik olmayan biçiminde ikiye ayrılabilir.

Alerjik astımda olayı tetikleyen nedenler bitki polenleri, besinler, ev tozu, ilaçlar, hayvan tüyleri olabilirken; alerjik olmayan astımda ısı değişiklikleri, soğuk hava, kokular, solunum yolu enfeksiyonu yapan virüsler etkin olabilmektedir.

Astım iyi tedavi edilip, gerekli korunma önlemleri alınmazsa öldürücü olabilir. Doktora başvurmada gecikmemek ve önerilen ilaçları düzenli kullanmak gerekmektedir. Çocuğun alerjisi olduğu bilinen besin ve ilaçlardan uzak tutulması, evde kesinlikle sigara içilmemesi, çocuğun yastığının, yorganının kuştüyü ve yün olmaması, odasında az eşya bulundurulup sık olarak nemli bezle tozunun alınması, tüylü oyuncaklar bulundurulmaması alınacak önlemlerin bazılarıdır. Çocukluk çağında görülen astımın uzun süreli izlemlerinde sonuçlar iyidir. Çocukların çoğunun büyüdükçe düzeldiği gözlemlenmiştir.

Ürtiker

Ürtiker, halk arasında kurdeşen olarak bilinen ve çok sık rastlanan bir hastalıktır. Toplumumuzun %20 kadarını yaşamlarının bir döneminde etkiler. Kabarık, kaşıntılı, kızarık, orta kısımları daha soluk, büyük döküntülerdir.

Ürtikere neden olan etkenlerin arasında ilaçlar (penisilin, aspirin gibi); besinler ve besin katkı maddeleri (yumurta, fıstık, balık); enfeksiyon hastalıkları; böcek ısırması, parazitler gibi pek çok neden sayılabilir. Tedavide öncelikle etken olduğu saptanan maddeler uzaklaştırılmalı, enfeksiyon varsa tedavi edilmelidir. Bu arada doktorun önereceği, hastayı rahatlatacak ilaçlar kullanılmalıdır.

ANEMİLER

Anemi sözcük olarak kanın ya da kandaki hemoglabin miktarının yaşa göre olması gereken değerden daha düşük olması anlamına gelir. Kendi başına bir hastalık olmayıp var olan bir hastalıkların bir bulgusudur. Anemiye neden olan hastalıklar kanın yapılamadığı durumlar, kan yapımı yeterli olduğu halde yıkımın çok olması sonucu gelişen durumlar ve kan kaybı olarak ayrılabilir. Kan kaybı bir kaza sonrası görülen açık kanamanın yanı sıra, fark edilmeyen bir mide kanaması gibi gizli de olabilir. Kanın iyi yapılamadığı durumlar içinde en sık görüleni kan yapımı için gerekli olan demir, B12 vitamini, folik asit gibi maddelerin besinlerle yeterince alınmamasıdır.

Kan yıkımının arttığı durumlar içinde de kalıtsal olarak kırmızı kürelerin yapısının ya da içlerindeki hemoglobinin bozuk olduğu durumlar sayılabilir. Kalıtsal anemilerin ortaya çıkmasında en önemli etken, akraba evliliğidir.

Demir Eksikliği Anemisi

Çocuklarda en sık görülen anemidir. İlk aylarda anneden geçen demir depoları ve anne sütündeki yeterli demir nedeniyle 6 aydan küçük bebeklerde sık görülmez. 9-12 aylar arasında, özellikle inek sütü ile beslenen çocuklarda sık görülür, çünkü inek sütünün içindeki demir miktarı yeterli olmadığı gibi, bağırsaklardan emilim sırasında gizli kan kaybına neden olarak demir eksikliği ayartır.

İlk yaş, bebeğin en hızlı büyüdüğü dönemdir; bu nedenle demir gereksinimi fazladır. Eğer çocuk kırmızı et gibi çok demir içeren besinleri yeterince almaz, anne sütü yerine inek sütü verilirse bu çocuklarda demir eksikliği anemisi gelişmesi kaçınılmazdır.

Toprak ya da duvar sıvaları gibi yenmeyecek şeyleri yemeğe istek görülebilir. Ayrıca tanıda kansızlık yapan diğer hastalıklardan ayırt etmek önemlidir. Tedavisi demir içeren şurup ya da damlaların ağızdan verilmesiyle yapılır.

Demir şuruplarının iyi emilmesi için, çocuk açken verilmesi gereklidir. Demir eksikliğinden korunmak için bebeklere en az 6 ay anne sütü verilmesi, 6-12 ay arasında varsa anne sütü, yoksa demirle zenginleştirilmiş mamalar kullanılması, inek sütünün verilmesine 1 yaştan önce başlanmaması önerilmektedir. 6-12 ay arasında ayrıca demir yönünden zengin olan sakatat, köfte, kırmızı et gibi ek besinlere başlanmalıdır.

Vitamin B 12 ve Folik Asit Eksiklikleri

Vitamin B 12 et ve süt gibi hayvansal besinlerde, folik asit ise karaciğer, böbrek, portakal suyu ve ıspanak da bolca bulunur. Diyetle, alımın azaldığı ya da bağırsakta emilimin bozulduğu durumlarda eksiklikleri ortaya çıkar. Vitamin B 12 hayvansal besinlerde bulunduğu için, eksikliği vejeteryanlarda daha sık görülür. Folik asit ise keçi sütünde çok az olduğu için bu sütle beslenen bebeklerde folik asit eksikliğine rastlanır. Her ikisinin yetersizliğinde “megaloblastik anemi” denen anemi ortaya çıkar.

Klinik bulguları solukluk, halsizlik, sinirlilik, kuru ve ağrılı dildir. Vitamin B 12 eksikliğinde bunlara ek olarak bebeklerin nörolojik gelişiminde gerilik görülür.Bazı özel emilim bozuklukları ile oluşan tipler hariç, diğerlerinden korunmak için dengeli ve yeterli beslenmenin önemi açıktır.

Kalıtsal Anemiler

Kan hücresinin yapısında ya da içindeki hemoglabinde kalıtsal olarak bazı bozukluklar olabilir. Pek çok çeşidi olan kalıtsal anamilerin ülkemizde en sık görülen ve “Akdeniz Anemisi” olarak bilinen talassemi ve orak hücreli anemilerdir.

Talassemi

Kromozomlar üzerinde hemoglabini oluşturan zincirlerin yapılmasını düzenleyen genlerdeki bozukluk sonucu oluşur. İki gen birden bozuk olduğunda hastalık ortaya çıkar. Tek genin bozuk olması durumunda kişiler hasta değil, taşıyıcı olurlar. İki taşıyıcı evlenirse hasta çocuklarının olma olasılığı vardır. Hasta çocuklar 6 dolaylarında büyüme ve gelişme geriliği, beslenme güçlüğü, solukluk yakınmalarıyla doktora getirilirler. Ciddi düzeyde anemileri ve karaciğer-dalak büyümesi saptanır. Yaşamlarını sürdürebilmeleri için kan verilmesi gerekir.

Sürekli kan verilmesi sonucunda da verilen kandaki demir, vücutta birikmeye başlar. Bunu önlemek için demirin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan ilaçlar verilir. İyi tedavi almayan hastaların yaşam süresi çok kısadır.Bunlarda tipik yüz görünümü (basık burun, öne doğru çıkık üst çene), deri renginde koyulaşma, karın şişliği (karaciğer, dalak büyümesine bağlı) gibi bulgular ortaya çıkar.

Ağır anemiye ya da vücutta demirin birikmesine bağlı olarak tüm organlarda bozukluklar gelişir ve genellikle kalp yetmezliği nedeniyle hastalar kaybedilir. Belirli aralıklarla kan verilip, vücutta demir birikmesinin de iyi biçimde önlendiği hastalarda sonuçlar iyidir. Bunlar uzun süre sorunsuz yaşayabilirler. Tek geni bozuk olan taşıyıcılarda ise hastalığın klinik bulguları belirgin değildir. Kan incelemelerinde hafif bozukluklar görülebilir. Ülkemizde Akdeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde talassemi taşıyıcılığı sıktır. Aileler içinde kişilerin genetik yapıları benzer olduğu için aynı ailede birden fazla bireyin taşıyıcı olma olasılığı fazladır. Akraba evlilikleri, hasta çocukların doğma olasılığını arttırmaktadır.

Hastalığın sık görüldüğü bölgelerde evlenecek kişilerin taşıyıcı olup olmadığının belirlenmesi zorunlu hale getirilmiştir. Böylece iki taşıyıcının evlenmesi söz konusuysa kişiler doğacak çocuklarının hasta olabileceği konusunda bilgilendirilmektedir. Gebelikte doğum öncesi (prenatal), tanı yöntemleriyle anne karnındaki çocuğun hasta olup olmadığının belirlenebilmesi olasıdır. Bu kişilere gebeliklerinde bu hizmet de verilerek hasta çocukların doğması önlenmeye çalışılmaktadır.

Orak Hücreli Anemi

Kalıtsal olarak geçen, hemoglabinin yapısındaki bir başka bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalığın klinik bulguları çok değişkendir. Çok ağır klinik bulgular gösteren hastaların yanı sıra hiç bulgu göstermeyip rastlantıyla tanı konan hastalar da vardır. Hemoglabinin yapısındaki bozukluğa bağlı olarak kırmızı kürelerin şekli bozulmakta ve orak şeklini almaktadır. Oraklaşmış bu hücreler kan damarlarını tıkayıp yıkanan bölgelerin beslenmesini engeller. Buna bağlı olarak ağrılı krizler ortaya çıkar. Birçok organın kan dolaşımının bozulması sonucu değişik klinik tablolar ortaya çıkabilir. Tedavisi oldukça zor olan bu önlenmesi için taşıyıcıların belirlenmesi, akraba evliliklerinden kaçınılması ve riskli gebelerde doğum öncesi (prenatal) tanı yöntemlerinin kullanılması önemlidir.

Kalıtsal Metabolik Hastalıklar

Ailesel geçiş gösteren çok geniş bir grup hastalıktır. Bu hastalıklarda bir biyokimyasal maddenin yapılamamasına bağlı olarak vücuttaki bazı sistemlerde bozukluklar oluşur. Bu hastaların ailelerinde sıklıkla akraba evliliği ve ailede benzer şekilde ölmüş ya da sakat kalmış çocuk öyküsü vardır. Ülkemizde de akraba evliliği %25 gibi çok yüksek bir oranda olduğundan bu hastalıklara sık rastlanmaktadır. Bu hastalıklardan ülkemizde sık görülen ve tarama çalışmalarıyla erken tanı konmaya çalışılan fenilketonüriden söz edilecektir.

Fenilketonüri

Fenilketonüri, bir enzim eksikliği sonucu gelişen, özellikle beyni etkileyen, çocukların ağır biçimde zeka özürlü olmalarına yol açan bir hastalıktır. Bu bebekler doğumda normaldir. Saç ve göz renkleri açıktır. Beslenmeye başladıktan sonra metabolizmalarındaki bozukluk nedeniyle giderek gelişimleri geriler, zeka geriliği başlar. Erken tanı konulursa özel mamalar verilerek çocukların normal zeka düzeyinde olmaları sağlanabilir. Erken tanı için bebekler 15 günlükken topuklarından alınan bir damla kanla tarama yapılmakta ve tanı konan bebeklerin diyetleri düzenlenerek sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanmaktadır.

Kromozom Hastalıkları

İnsanda normal gelişme kromozomlarının sayısının ve yapısının normal olmamasına bağlıdır. Kromozomlarda sayı ve yapı bozuklukları, genetik dengeyi bozarak çeşitli hastalıklara yok açar. Çok ağır kromozom anormallikleri yaşamla bağdaşmazken, diğerleri de zeka geriliği ve çeşitli organlarda yapısal bozukluklarla gider. Kromozomlardaki bozuklukların kesin nedeni bilinmemekle birlikte, ileri anne ve baba yaşının önem taşıdığı fark edilmiştir. Kromozom bozuklukları içinde en sık görülen down sendromudur.

Down Sendromu

21. kromozomun iki yerine üç tane olması sonucu gelişir. Anne yaşının ileri olması önemli bir risk faktörüdür.

Bu bebeklerde yüz görünümü tipiktir(mongol yüzü). Çekik gözler, basık burun kökü vardır; dil dışarıda durur. Zeka geriliği yaş ilerledikçe belirginleşir. Ek olarak kalp, bağırsaklar gibi bazı organlarda da bozukluklar bulunabilir. Kalp anomalileri erken yaşlarda ölüme neden olabilir. Bu çocuklarda lösemi sıklığı da normal kişilere göre daha fazladır.Erken başlanan özel eğitim programları ile günümüzde bu çocukların okuma yazma öğrenmeleri, kendi yaşamlarını sürdürebilecek beceriler kazanmaları sağlanmıştır.Bu hastalıklardan korunma için ileri yaşta gebe kalmış kadınlara doğum öncesi (prenatal) tanı testleri uygulanmaktadır.

 

 

 

 

YASAL UYARI: cocukgelisim.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. cocukgelisim.com sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin hastayı muayene eden doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır.