Döküntülü Çocuk Hastalıkları | Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Eğitim Sitesi

Döküntülü Hastalıklar

Çocukluk çağında ateş ve döküntü ile giden, çoğu virüsler tarafından oluşturulan, birbirine benzer çok sayıda hastalık vardır. Bunlar arsında kızıl, kızamık, kızamıkçık, beşinci hastalık, altıncı hastalık suçiçeği sayılabilir.

Kızıl

Kızı; beta hemolitik streptokok adı verilen bakterinin neden olduğu döküntülü bir hastalıktır. Bu hastalıkta ateş ve boğaz ağrısı ile giden faranjitten 24-48 saat sonra özel döküntü başlar. Döküntü kırmızı, nokta gibi pürtüklü ve yaygındır. Koltukaltı, kasık ve boyundan başlar, 24 saat içinde tüm gövdeye yayılır. Elle dokunulduğunda deri “kaz derisi” gibi hissedilir. Yüz kızarmıştır ve ağız çevresinde solukluk vardır. Dil beyazlaşmış olup üzerinde kırmızı noktalar vardır (beyaz çilek dili). Birkaç gün sonra dil kırmızılaşır (kırmızı çilek dili). Döküntü, başlangıcından 3-4 gün sonra solmaya başlar, bir hafta sonra tüm vücutta soyulmalar olur. Tedavisi için antibiyotik gerekir.

kizilhastalik

Kızamık

Etkeni bir virüstür. Havadan damlacık yoluyla ve yakın temasla bulaşır. Hata kişi döküntünün başlangıcından 1-2 gün öncesi ile 5 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır. Çok bulaşıcı olan ve aşı yapılmayan yörelerde salgınlar yapan bu hastalık küçük çocuklarda ölümcül seyredebilir. Koruyucu etkisi %90-95 olan etkin bir aşısı vardır. Ülkemizde de çocuklar 9 aylıkken kızamığa karşı aşılanmakta, 7 yaşında da aşının pekiştirme tozu yapılmaktadır. Kızamıkta döküntü başlamadan birkaç gün önce öksürük, gözlerde kızarıklık ve burun akıntısı görülür. Ağız içinde koplik lekeleri denen gri-beyaz kum tanesi büyüklüğünde lekeler çıkar; 12-24 saat içinde yok olan bu lekeler kızamık için özgündür. Döküntü yüz ve boyundan başlar, aşağı doğru iner. Sıklıkla 40 dereceyi bulan yüksek ateşle birliktedir. Yaklaşık bir hafta süren döküntü solarken, soyulma ve kahverengimsi renk değişikliği olur.Orta kulak enfeksiyonu ve zatürre kızamığın en sık görülen komplikasyonlarıdır. Hastalara destekleyici tedavi uygulanır, komplikasyon gelişmedikçe antibiyotik vermek gerekmez.Hastanın ateşi yüksekse düşürülmeli, zatürre gelişmişse mutlaka tedavi edilmelidir.

kizamik

Kızamıkçık

Aşısız toplumlarda en sık 5-14 yaşlar arasında görülür. Çocukluk yaş grubunda genellikle hafif geçirilir. Yüzden başlayıp vücuda hızla yayılan, 3 gün süren açık kırmızı renkli bir döküntü ve hafif ateş vardır. İştahsızlık, baş ağrısı, halsizlik ve özellikle kızlarda eklem ağrısı yapabilir. Asıl korkulan etkisi gebeyken kızamıkçık geçiren kadınların bebeklerinde yaptığı sakatlıktır. Anne karnında enfeksiyonu alan bebeklerde sağırlık, baş çevresinde küçüklük ve zeka geriliği, kalp anormallikleri gibi kalıcı sakatlıklar gelişir. Bu nedenle bağışık olamayan gebelerin kızamıkçık geçiren hastalarla temas etmemeleri, etmişlerse hastalığı alıp almadıklarının belirlenmesi gerekir. Gebeliğin ilk 3 ayında kızamıkçık geçiren bir annede gebeliğin sonlandırılması önerilir. Tedavide kullanılan bir ilaç yoktur. Korunma önemlidir. Aşısı bulunmaktadır. Erişkin yaşa kadar kızamıkçık geçirmemiş kadınlara gebe kalmadan 3 ay öncesinde aşı yapılabilir.

kizamikcik

Beşinci Hastalık

Bir virüs tarafından oluşturulur. Döküntü, hafif ateş, bazen de gözlerde kızarıklık vardır. Daha çok ilkokul yaşlarında görülür. Döküntünün üç evresi vardır. İlk evrede yanaklar kızarıktır, yüzde “tokatlanmış yanak” görüntüsü vardır. Birkaç gün sonra gövdede kırmızı döküntüler çıkar. Yaklaşık 10-15 gün sonra bu döküntülerin ortası solar ve ortaya dantelsi bir görüntü çıkar. Döküntü zaman zaman tahriş edildikçe yineler ve uzun sürebilir. Kendi kendine iyileşir, özgün bir tedavisi yoktur.

Altıncı Hastalık

Bebek ve küçük çocuklarda daha sık görülür. Başlangıçta henüz döküntü ortaya çıkmadan 40-41 dereceye çıkan yüksek ateş vardır. Bu sırada bazı çocuklar havale geçirebilir. Sonra ateş birden düşerken kırmızı döküntüler çıkar. Kendi kendine iyileşir. Özgün bir tedavisi yoktur.

Suçiçeği

Ateş, halsizlik iştahsızlıkla başlar. Bir gün sonra küçük kırmızı döküntüler gelişir. Döküntü hızla içi sıvı dolu kabarıklara dönüşür, sonra bunlar patlayarak kabuklanır. Bazı döküntüler kabuklanmışken yenilerinin çıkması tipiktir. Kaşıntı vardır. Döküntünün derecesi ve hastalığın ağırlığı çocuktan çocuğa değişkenlik gösterir. Bu hastalık sırasında ateş düşürücü olarak aspirin kullanılması çocuklarda dalgınlık ve havaleye yol açabileceğinden, eğer varsa ateşin aspirin dışında bir ilaçla düşürülmesi gerekmektedir.Deri enfeksiyonu gelişmemesi için döküntülerin kaşınmaması, çocuğun tırnaklarının kısa kesilmesi önerilir. Suçiçeği sağlıklı kişilerde genelde hafif geçen bir hastalık olduğundan tedavi önerilmemektedir. Ancak kanser ya da AIDS gibi bağışıklık sistemi baskınlaşmış kişilerde tedavi kullanılır. Aşısı son yıllarda geliştirilmiştir, ancak henüz ülkemizde tüm çocuklara uygulanmamaktadır.

Kabakulak

Doğrudan temas, havadaki damlacıklar ya da tükürük yolu ile bulaşan virüsün tükürük bezlerini etkilemesi sonucu oluşan bir hastalıktır.Belirtileri ateş, baş ağrısı, halsizlik ve tükürük bezlerinde şişmedir, ancak hastaların %30-40’ı hiçbir bulgu olmadan da hastalığı geçirebilirler. Tükürük bezlerindeki şişme tek ya da iki taraflı olabilir, 3-7 gün kadar sürer, ağrılıdır. Özellikle tükürük salgısını arttıran portakal gibi besinlerin yenmesi ağrıyı şiddetlendirir. Kabakulak genellikle çocuklarda çok ağır seyretmez; ancak hastaların %10’u kadarında menenjit kliniği, enfeksiyonu erişkinlikte geçiren erkeklerin de %15-35’inde testis enfeksiyonu (orşit) görülür. Testis enfeksiyonu geçiren erkelerin, yumurtalık enfeksiyonu geçiren kadınların az bir kısmında kısırlık görülebilir.Hastalık daha seyrek olarak pankreası, böbrekleri, tiroit bezini ve kalbi etkileyebilir. Destekleyici bakım dışında tedavisi yoktur. Aşısı vardır, ancak ülkemizde yaygın olarak uygulanmamaktadır.

Tüberküloz (Verem)

Tarihin en eski hastalıklarından biri olan tüberküloz hala birçok ülkede önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Ülkemizde 1950’li yıllarda ölümlerin en önde gelen nedeniyken uzun süren çabalarla ölüm ve hastalık oranları azaltılmıştır. Gelişmiş ülkelerde ise tüberküloz son yıllarda AIDS hastalığının yaygınlaşması sonucu kişilerin bağışıklık sistemlerindeki bozulmayla yeniden görünür olmuştur.

Tüberküloz mikrobu çocuklara çoğu kez aynı evde yaşayan erişkinlerden bulaşır. Yaşlılar, şeker hastaları, gebeler, sigara ve alkol alışkanlığı olanlar ve tozlu işlerde çalışanlar tüberküloza kolay yakalanırlar. Öksüren ya da konuşan hasta kişinin ağzından mikrop içeren damlacıklar çıkar ve bunlar bir süre havada asılı kalırlar. Havalandırılmayan ve güneş görmeyen yerlerde daha uzun yaşar. Bu damlacıkları soluyan çocuk enfeksiyonu alır. Enfeksiyonu alan bebek ve çocuklar hiç bulgu vermeyebilirler, ancak özellikle 3 yaşın altındaki çocuklarda hastalık ilerleyici olabilir. Hastalığın başlangıcı sinsidir. Ateş, kuru öksürük, kilo alamama ya da kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik gibi belirtiler vardır. Uzun süre öksürüğü olan bir çocukla karşılaşıldığında evde öksüren bir büyüğün olup olmadığı sorulmalı ve gerekirse tüberküloz açısından araştırılmalıdır.Çocukluk çağı tüberkülozunun önemli bir özelliği kan ve lenfler yoluyla ilerleyip tüberküloz menenjite ya da “milier tüberküloz” denen birden çok organın etkilendiği biçimlere dönüşebilmesidir.Tüberküloz menenjit tedavi edilmediği zaman ölüme neden olurken, tedavi edildiği zaman bile sağırlık, felç, zeka geriliği gibi durumlara yol açabilir.Tüberküloz tanısında ön koldan yapılan deri testi yararlı olabilir. Bu test kişinin tüberküloz mikrobuyla karşılaşıp karşılaşmadığını gösterir. Deri içine yapılan bu testten 48-72 saat sonra tüberküloz mikrobuyla karşılaşmış kişilerde o bölgede kızarıklık ve sertlik oluşur. Bu sertliğin 10 mm’nin üzerinde olması kişinin enfeksiyon aldığını gösterir. Tüberküloz aşısı yapılmış kişilerde de deri testinden sonra kızarıklık ve sertlik oluşur.

Tüberküloz tedavisi için hastaneye yatırmak zorunlu değildir. Yalnızca ağır ya da yaşamı tehdit eden durumlarda yatırılarak tedavi edilir. Tedavi hastalığın yaygınlığı ve şiddetine göre 6-12 ay süre ile 2-4 ilacın birlikte kullanılması ile olur. İlaçların düzenli kullanılması hem hastanın iyileşmesi, hem de mikropların direnç kazanmaması açısından çok önemlidir. Çünkü tüberküloz mikrobu çok kolay direnç geliştirir ve alaca dirençli mikropların yol açtığı hastalık durumunda tedavi bazen olanaksız olmaktadır.

Tüberkülozdan korunmada aktif enfeksiyonu olan kişilerle temastan kaçınmak, doktorun gerekli gördüğü durumlarda ilaç tedavisi kullanmak ve verem aşısı (BCG) yapılması önemlidir. BCG hastalık yapamayacak kadar zayıflatılmış veren mikrobunun verilmesi ile uygulanan bir aşıdır. Etkinliği %80 dolaylarında olduğu için tam koruma sağlaması konusunda tartışmalar vardır. Yine de ülkemiz gibi tüberküloz olgularının çok sayıda olduğu yerlerde uygulanması gerekir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2 aylıkken tüm çocuklara, ilkokul birinci sınıfta da deri testi negatif olan çocuklara yapılmaktadır.

Yazıyı Paylaşın

Bu Yazıyı Arkadaşlarınızla Paylaşın !