|
|
|
|
|
| |
|
KISIRLIK
|
|
Semendeki
anormallikler öncelikle yumurtalıklardan (testis) sperm üretilmesi aşamasındaki
problemler nedeniyle oluşmaktadır. Bu üretim sorununa neden olan etken genellikle
bilinememektedir. Genetik ve hormonal bazı faktörlerin yanısıra, daha önce
geçirilmiş enfeksiyonlar, aşırı sigara ve alkol tüketimi veya yalnızca strese
bağlı olarak da sperm üretim problemleri yaşanabilir. Bunun yanısıra bazı ilaçlar,
çeşitli kimyasal maddeler, radyasyon ve radyoterapi sperm üretimi üzerinde olumsuz
etki yaratabilir. Testislerde sperm üretiminin normal olmasına karşın üretilen
spermin taşınmasını sağlayan kanalların doğumsal olarak ya da sonradan geçirilen
bazı hastalıklara bağlı olarak tıkalı olması yine gebeliği önleyen
faktörlerdendir. Testislerin ortam ısısını arttırarak spermlerin üretimi ve
hareketi üzerinde olumsuz etki yaptığına inanılan varikosel (testislerden kirli kanı
taşıyan toplar damarların genişlemesi ve bölgede kirli kan göllenmesinin artması
durumu) cerrahi olarak düzeltilebilecek bir sorundur. Ancak operasyona rağmen spermlerde
fonksiyonel bir gelişme sağlanamayabilir veya görünümde bir düzelme olmakla birlikte
dölleme kabiliyeti arttırılamayabilir.
Nadiren de olsa
semenin içinde sperme zarar verebilecek antikorlar bulunabilir. Bu durum genellikle
ameliyat, geçirilmiş travma (testise darbe, kaza vb.) veya enfeksiyonlara bağlı olarak
gelişebilir.
Tüm bu
faktörlere bağlı olarak semen içerisinde ya hiç sperm bulunmayabilir (azoospermi) ya
da sperm sayısında azalma (oligozoospermi), hareketliliğinde azalma (astenozoospermi)
veya şekil bozukluğu (teratozoospermi) ya da bu son üç durumun çeşitli şekillerde
kombinasyonları görülebilir. Tedavi semen analizindeki bozukluğun nedenine ve
derecesine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir
Sıklıkla
erkeklerin bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekebilir. İlaç
tedavisi erkeğe bağlı problemlerde nadiren başarılı olmaktadır. Erkek
inferilitesinin tedavisi; enfeksiyonlar için antibiotik kullanımını, varikosel ya da
kanal tıkanıklıkları için operasyon yapılmasını, sperm kalitesini arttırmak için
hormon kullanımını, aşılama (intrauterin inseminasyon - IUI) ya da diğer yardımcı
üreme tekniklerinin uygulanmasını gerektirebilir. Tüp bebeğin klasik yöntemlerle
uygulanması bu hastalara bir miktar şans tanımışsa da esas erkeğe bağlı
problemlerin çözümünde çığır açan gelişme merkezimizde de yapılan
mikroenjeksiyon (ICSI) uygulaması olmuş ve böylelikle spermin dölleme kabiliyetine
bakılmaksızın canlı spermi olan herkesin çocuk sahibi olabilme şansını
yakalayabilmesini sağlamıştır.
Tubal Kaynaklı İnfertilite (Tubal
Faktör)
Gebelik için
açık ve sağlıklı fallop kanalları gereklidir. Fallop tüplerinin çok hassas ve
detaylı bir iç yapısı vardır. Bu yapıdaki bir bozulma yumurtanın taşınmasını ve
dolayısıyla döllenme olayını engelleyebilir. Eğer yumurtalığa yakın olan uç
etkilenmişse yumurtanın yakalanıp tüp içine alınması bozulabilir, ancak en ağır
durum tüpün tamamen tıkalı olduğu durumdur.
Tüpteki
tıkanıklık genital yolla tüpe ulaşan enfeksiyonlardan kaynaklanabileceği gibi karın
içindeki diğer enfeksiyonlar nedeniylede meydana gelebilir (ör. appendisit). Bunun
yanı sıra dış gebelik sonucunda hasta tüplerinden biri veya her ikisi de yitirilmiş
olabilir. Tubal infertilite tüm infertilite nedenleri arasında % 35’lik bir paya
sahiptir. Bu konuya açıklık kazandırmak için, rahim filmi (HSG) ve/veya laparoskopik
incelemeler gereklidir. Özellikle 35 yaşına yaklaşan infertil kadınlarda laparoskopik
inceleme geciktirilmemelidir. Genç kadınlarda doktor uygun görürse laparoskopiyi ileri
aşamalara bırakabilir. Ancak tedavi ile 6-12 ayda gebelik elde edilememişse laparoskopi
hemen her zaman önerilir.
Laparoskopi
sırasında kanallarda sorun (tıkanıklık, yapışıklık, veya hasar) saptanabilir.
Hafif olanları, mikrocerrahiden fayda görebilir. Aşırı derecede hasarlı kanalların
varlığında ise gebelik şansı ancak tüp bebek (IVF) yöntemi ile sağlanabilir.
Yumurtlama Kaynaklı İnfertilite
(Ovulatuvar Faktör)
Kadının adet
düzeni, yumurtlama hakında önemli ip uçları içerir. Düzensiz ya da anormal
yumurtlama tüm infertil kadınların % 25’inde saptanır. Bazal vücut ısısı takibi,
yumurtlamanın olup olmadığının saptanması için basit ve ucuz bir yöntemdir.
Yumurtlama sonrasında salgılanan progesteron hormonu rahim içini, adetten 12 – 16
gün öncesinde döllenmiş yumurtanın tutunmasına hazır hale getirir.
Bazal vücut
ısısı için kadın her gün uyandıktan sonra yataktan kalkmadan, ağızdan vücut
ısısını ölçerek, adet gününe göre kaydeder. Normalde yumurtlama sonrasında
salgılanan progesteron hormonuna bağlı olarak adet döneminin ortasına rastlayan bir
dönemde vücut ısısı yaklaşık 1 derece yükselir. Ancak yumurtlama olmazsa ısı
değişimi olmaz. Bu takip, soğuk algınlığı gibi vücut ısısını etkileyen birçok
faktörden etkilenebileceğinden kesinlik taşımaz.
Doktorunuz
yumurtlamanın takibi için sizden, yumurtlamayı uyaran ve salgılandıktan sonra idrarla
atılan ‘luteinize edici hormonu’ (LH) saptayan özel idrar çubuklarını
kullanmanızı isteyebilir.
Beklenen adetten
1-3 gün önce rahim iç yüzünden alınan (endometrial) biyopsiler yumurtlamanın olup
olmadığı konusunda yardımcıdır. Biyopsi işlemleri ile progesteron hormonunun
yeterli salgılanıp salgılanmadığı da değerlendirilebilir. Ancak günümüzde yerini
yumurtlamanın varlığını gösteren progesteron hormonu düzeyinin kanda ölçümü
almıştır.Ultrasonografik
takipler ve 28 günde bir adet gören kadınlarda 19 – 24. günler arasında yapılan
kanda progesteron hormon düzeylerinin ölçülmesi, yumurtlamanın varlığını teyit
etmeye yardımcı olur.Yumurtlama
ilaçları ile kadınların yaklaşık % 80’ninde yumurtlama sağlanabilir. Başka bir
neden yok ise ilk altı yumurtlama tedavisi döneminde çiftlerin yarısından fazlası
gebe kalabilir.

|
|
|