REGGIO EMILIA
YAKLAŞIMI
1970 yıllarında İtalya’da hükûmet
belediyelere okul öncesi eğitiminin yaygınlaştırılması amacı ile kreş ve
anaokulları açma ve yürütme talimatını vermiştir. Bu yetkiye dayanarak belediye
çeşitli üniversitelerden bilim adamları ile iş birliği yaparak Reggio Emilia adında
bir okul öncesi eğitim projesi başlatmıştır. Reggio Emilia projesi
mevcut okul öncesi kurumlarında reform yapmayı ve bu kurumları
güncelleştirmeyi, ayrıca yeni anlayışa göre birçok okul öncesi eğitim kurumu
açmayı ve orijinal eğitim metotlarını bu kurumlarda uygulamayı hedeflemiştir. Proje
ekibi 1 başkan, başkan yardımcıları ve beş asistandan oluşmaktadır. Ayrıca
birçok üniversiteden fizik, sanat tarihi, psikoloji ve pedagoji gibi alanlarda uzman
bilim adamları da danışman olarak görev yapmaktadır. Bir asistan rehberliğinde
birden fazla anaokulundan sorumlu ekipler bulunmaktadır. Ekiplerde asistanla birlikte,
özel eğitimci ve doktor bulunmaktadır. Öğretmenlerin hizmet içi eğitimi ve aileler
ile iş birliğinin sağlanması da uzman eğitimcinin görevleri arasında yer
almaktadır.
Reggio Emilia projesinin çocuk
yetiştirmedeki amacı şu şekilde belirlenmiştir: Büyüme sürecinde çocuk,
gelişimini engelleyen bir “duvar”la karşı karşıyadır. Basmakalıp, eski ve katı
kurallar, güncelliğini yitirmiş kavramlar, yetişkinlerce benimsenmiş ancak
anlaşılması, kavranması zor ve geçerliliğini kaybetmiş davranış ve tutumlar,
geleneksel eğitim metotları bu “duvar”ı oluşturmaktadır. Gelişim sürecinde
çocuk önce yaşayan toplumdaki yeni kültürel değerler ve rolleri öğrenmesi için
desteklenmelidir. Daha sonra çocuk, gelişimini engelleyen ve eski değer yargılarından
oluşan “duvar”la karşılaştığında bu “duvar”ı kendi kendine aşmayı
başarmalıdır.
Çocuk eğitimindeki amaç çocuğun kendi
kendine yeterli hâle gelmesi ve karşılaştığı engellerle başa çıkmasıdır. Bu
amaca ulaşmak için şu koşullar yerine getirilmelidir:
1. Çocuğun gelişiminde birçok probleme
sebep olan mevcut pedagojik, toplumsal ve kültürel politikanın çocuk üzerindeki
örseleyici etkisi engellenmelidir.
2. Gözlem, işitme, bellek, imge, sebep
bulma, kavramsallaştırma ve daha birçok zihinsel süreç yardımı ile çocukların
kendi fiziksel ve sosyal çevrelerinin etkilerine ve yetişkinlerin baskılarına karşı
koyabilecek şekilde kapasitelerini kullanmalarını sağlamak gerekir.
3. Çocuklara kendini ifade etme, dünyayı
değerlendirme özgürlüğü tanınmalı ve özerklik teşvik edilmelidir.
4. Çocukların özgürlük, merak ve
imgelerini teşvik etmek için öğrenme ve bilgi edinme sürecinde onlara fırsatlar
sağlanmalıdır.
5. Bilgi edinme ve yorumlamak için imgenin
gelişmesi gerekir. Yaratıcılık ve zihinsel etkinliklerin birlikte gelişmesi ve
bütünleşmesi için bütün sanat dalları kadar bilim de temel olarak alınmalıdır.
6. Derinlemesine düşünme, yorum yapma,
nesneler ve olaylar hakkında özümsemeler yapabilmesi amacıyla, çocuğun hem
potansiyelini hem kapasitesini kullanması için onun aktif olmasını sağlamak gerekir.
Özetlemek gerekirse, çocuğun gelişimini
ve yaratıcılığını engelleyen kalıplaşmış, katı, geçerliliğini yitirmiş
değer yargıları ve geleneksel eğitim metotlarına karşı koyması için aktif,
bağımsız, yaratıcı, gözlemci ve zihinsel potansiyelini kullanabilen bireyler olarak
yetiştirilmesi gerekir.
Projede çocuğun gelişimine genetik,
yapıcı ve ekolojik bir yaklaşımla bakılmaktadır. Bu özgür ortam içerisinde
çocuklar yalnız başlarına, akranları ile ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı
deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadacaklardır. Bu yaşantılar
yolu ile yetişkinler de çocuklarla birlikte oynamanın, konuşmanın, düşünmenin ve
bilinmeyenleri birlikte keşfetmenin zevkini yaşayacaklardır.
Çocuklar bilgi edinmede oyun, gözlem ve
duyularını kullanırlar. Bu süreç içerisinde çocuklar hem kendilerini, hem
birbirlerini tanımaya, dünyanın nasıl işlediğini anlamaya çalışırlar.
Çocuklar bilgileri organize etmek için
ipuçlarından yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevre ile
etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar.
Çocukların öğrenme sırasında
kullandıkları en önemli mekanizmalardan birisi de algıdır. Algı imgeyi akılda
tutma, belirli ilişkilerin farkında olma yeteneğidir. Çocuk bir nesne ile karşı
karşıya geldiğinde onu algılamak için duyularını kullanır ve onu temsil eder.
Böylece nesneyi istediği bir formla ya da dille yeniden ifade eder ve bu yolla nesneyi
ve özelliklerini öğrenir. Ancak çocuğun gözleri ve beyni nesnelerdeki devam eden ve
değişen ilişkileri algılamak ve yeni ilişkileri keşfetmek için yardım ister. Bu
bakımdan yetişkinlerin rolü çok önemlidir.
Çocuğun öğrenme ve bilgi edinmesinde
zihinsel kapasitesini kullanabilmesi de önemlidir. Zihinsel gelişimde genlerin etkisi
inkâr edilmemektedir. Bununla birlikte beynin genler tarafından hapsedilip onu
engellediğine inanılmamaktadır. Bu nedenle zekânın çevre ile etkileşiminde
bulunduğu oranda geliştiği fikri savunulmaktadır.
Reggio Emilia programında problem çözme,
yaratıcı düşünme ve araştırmayı içeren birçok fırsatlar sunulmaktadır
(New, 1993). Reggio Emilia projesinde ortam çok büyük önem taşımaktadır. Reggio
okullarında duyarlılıkla estetik biçimde hazırlanmış ortamlar bulunur. Loris
Malaguzzi ortamın; çocuğun farklı yaştaki kişiler arasında ilişki kurması, hoş
bir çevre yaratması, değişimler, etkinlikler ve alternatifler sunması,
sosyo-etkin-bilişsel öğrenmenin gelişmesi için potansiyel sağlaması açısından
önemini vurgulamıştır (Saltz,1997).
Reggio Emilia okullarında ortam için
“öğrenmenin” kendisi şeklinde ifadeler kullanılmaktadır. Ancak, sadece
fiziksel çevrenin değil sosyal çevrenin de önemli olduğu belirtilmiştir (New, 1989,
Veale, 1992).
Reggio Emilia’da her okulda sınıf içinde
bir mini atölye vardır, bir de büyük atölye bulunmaktadır. Atölyeler çok çeşitli
materyal ve kaynakla doludur (Palestis, 1994). Atölyelerde bu araçlar sadece raflarda
sergilenmez, belirli projeler için çalışmalar yapılır (Borgia, 1991).
Reggio okullarında dikkati çeken diğer bir
özellik de proje konularına uygun olarak ortamın düzenlenmesidir. Örneğin, girişte
yer alan üçgen çatı biçiminde düzenlenmiş aynalar, konveks ve konkav aynalar
çocuğun kendisini değişik açılardan ve değişik durumlarda gözlemesini sağlamakta
ve çocuğu düşünmeye yöneltmektedir (New, 1993). Reggio Emilia yaklaşımının en
önemli özelliği öğretmenlerin “öğrenen” olarak görülmesidir (New, 1993).
Çocuğun çevre ile iletişim kurmada
kullandığı araç ise dildir. İnsan, diğer canlılardan farklı olarak kullandığı
dilin zenginliği sayesinde kendini ifade etme ayrıcalığına sahiptir. Her çocuğun
büyümeye, bireysel bir varlık olmaya ve kendini serbestçe ifade etmeye hakkı vardır.
Ancak, günümüzde kullanılan dil, kuvvetli hayal gücüne dayanan süreçler yerine
kısır ve karşılıklı alışverişe dayanan taklidî mekanizmalar yolu ile çocuklara
empoze edilmektedir. Bu durum çocukların kendilerini ifade etme olanaklarını
sınırlamaktadır.
Çocukların çevre ile etkileşiminde
önemli hedeflerden birisi de görsel eğitimdir. Görsel eğitim bağımlılık ve
günümüzde çocuklar arasında çok yaygın olarak gözlenen pasif algıdan kurtulmada
değil aynı zamanda rasyonel, imgesel ve üretici düşünmenin gelişimine de yardımcı
olur.
Reggio programlarında duyu organları ile
materyallerin, şekillerin ve renklerin bilinmeyen özelliklerini keşfetmeleri için
çocuklara özgür bir ortam sağlanmalıdır. Bu özgür ortam içerisinde çocuklar
yalnız başlarına, akranları ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler
sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadar. Bu yaşantılar yolu ile
yetişkinler de çocuklarla birlikte oynamanın, konuşmanın, düşünmenin ve
bilinmeyenleri birlikte keşfetmenin zevkini yaşarlar. Çocuklar bilgi edinmede oyun,
gözlem ve duygularını kullanırlar, bilgilerini organize etmek için ipuçlarından
yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevreyle etkileşimde
bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar. Çocukların öğrenme sırasında en çok
kullandıkları mekanizmalardan biri de algıdır. Çocuk bir nesne ile karşı karşıya
geldiğinde onu algılamak için duyularını kullanır ve onu temsil eder. Böylece
nesneyi istediği bir formla ya da dille yeniden ifade eder ve bu yolla nesneyi ve
özelliklerini öğrenir (New, 1993).
Yaratıcı ve üretici düşünmenin
gelişiminde imgenin çok önemli yeri vardır. Aslında çocukların imge dünyası,
sanatçılar ve bilim adamları gibi zengin ve geniştir. Ancak her gün her çocuk
televizyon karşısında genellikle çizgi filmleri seyretmekle saatler geçirir. Bu
yolla çocuklara verilen zarar bir nükleer savaş tehlikesinden daha fazladır.
Çocuklara hiçbir zaman etkisi yok edilemeyecek zarar, imgelerinin kirletilmesi,
zehirlenmesi ve yok olmaya başlamasıdır. Eğitimle ilgilenen bütün kişilerin bu
vahşet ve şiddet propagandası konusunda dikkatli olmaları gerekir. Günümüzde
çocukları imgelerini kullanmaya yönelten Reggio Emilia gibi çok az sayıda okul
bulunmaktadır.
Reggio Emilia’da programlar ileri
derecede yapılandırılmamıştır. Öğretmenler genel olarak proje ve etkinlikleri
yönlendirecek hipotezleri ve genel amaçları belirlemekte ve sonuç olarak gerekli
hazırlıkları yapmaktadır. Programda strateji sürekli araştırma üzerine
kurulmuştur (Palestis, 1994).
Reggio Emilia öğretmenleri, çocukların
yakın gözlem güçlerini “hayatta resim çizmelerini” sağlayacak fırsatlar sunarak
güçlendirirler. Burada amaç kopyalamak değildir. Çocuklardan önce gelincik hakkında
kendi fikirlerini çizmeleri istenir. Sonra gerçek gelincikleri görmek için tarlalara
gidilir. Orada çiçekleri yakından gözlemleme olanağı bulurlar, onları yerlerinde
çizerler ve daha sonra gezi öncesi resimlerle bu sonuçları karşılaştırırlar. Bu
süreç, gözlemleme güçlerini ve dünyanın güzelliğini takdir etmelerini
büyük ölçüde etkiler (Hendrick, 1997). Reggio Emilia yaklaşımı çocukların ve
yetişkinlerin birlikte geliştirdikleri ilgi ve sorunları tartışma ile ortaya çıkan
akışkan, genelleyici ve dinamik bir programdır (Hendrick, 1997).
Reggio Emilia’da uygulanan proje
yaklaşımına dayanan okul öncesi eğitim programları gelişimsel hedefleri temel
alarak konuların derinlemesine incelenmesini sağlamakta; böylece bütünleştirilmiş
etkinliklerle, konuların araç olarak kullanılmasının en güzel örneklerini
sunmaktadır. Bu tür programlarda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 36-72 Aylık
Çocuklar İçin Hazırlanan Okul Öncesi Eğitim Programında (2002)olduğu gibi
gelişimsel hedeflere ve davranışlara yer verilerek, konu merkezli programlar yerine,
hedeflere ulaşmada konuların aracı olarak kullanılması ve etkinliklerin birbiriyle
bütünleştirildiği eğitim programlarının planlanması esas alınmaktadır. |